.
Ayın Makalesi

Ayın Makalesi (32)

19 Aralık 2015 In Ayın Makalesi 0 yorum

Aralik 2015 Ayin Makalesi

Ahlak olmayan yerde kanun bir şey yapamaz…”

                                                                        NAPOLEON

Ahlak, insanın amaca yönelik olarak kendi arzusuyla iyi davranışlarda bulunup kötülükten uzak durmasıdır. Başka bir söyleyişle ahlak; bir toplumda insanların uymak zorunda oldukları davranış kurallarıdır

“Ahlakın oluşumu ve ahlakın gelişimi konusundaki    kuramlardan en çok bilineni Kohlberg’in geliştirdiği Ahlaki gelişim ve yargı modelidir. Bu modelde ahlaki ikilemlerin çözülmesi için bireylerin tanımlanabilen ortalamayetenek düzeylerine sahip olduğu ve bu yeteneklerin çocukluktan yetişkinliğe kadar süren gelişim sürecinde eğitim ve sosyalleşme süreçlerine bağlı olarak ortaya çıktığı ileri sürülmektedir. Kohlberg kişilerin ahlaki karar verme yeteneklerini değerlendirmek için temel olarak varsayımlara dayanan ahlaki ikilem senaryolarını kullanmıştır. Kohlberg’in geliştirdiği modelden de anladığımız üzere; birey, çocukluktan yetişkinlik çağına kadar olan süreçte ailesinden ve yakın çevresinden öğrendiği değerler ile sosyal gelişimini önemli ölçüde tamamlayıp, öğrendiği sosyal ve ahlaki değerleri; kendi iş ve aile hayatına da yansıtarak alışılagelmiş bu süreci nesilden nesile zenginleştirerek devam ettirir.”

Ahlak, insanların ilişkilerinde uymaları beklenilen kuralları ve yapılması gereken görevleri belirler. Bu bakımdan en başta bir ahlak türü olarak “kişi ahlakı”ndan söz edilmelidir. Kişi ahlakında toplum üyelerinden beklenilen iyi davranış kalıpları ve dürüstlük, samimiyet, adil olmak, sabır ve sükûnet sahibi olmak, alçak gönüllü olmak, kıskanç olmamak, kötü alışkanlık sahibi olmamak ve daha birçok karakter kişi ahlakını ortaya koyan değer yargılarıdır.

       Kişi ahlakının devamında ise “aile ahlakı”ndan sözetmek gerekir. Aile ahlakı bir toplumsal kurum olarak aile içerisinde uyulması beklenilen davranış kurallarını ifade eder. Aile hiç şüphesiz toplumun temelidir. Dolayısıyla aileyi oluşturan bireylerin aile kurumuna saygı duymaları, ahlaki davranış ve eylemlere önem vermeleri gerekir. Eşlerin birbirlerine olan ahlaki sorumlulukları kadar, çocuklarına karşı da ahlaki sorumlulukları bulunmaktadır. Anne ve babanın, çocukların ahlak sahibi bireyler olarak yetişmesinde çok önemli rolleri ve görevleri bulunmaktadır. Bu konuda Namık KEMAL “Ülkedeki Ahlak Bunalımının Bir Kaynağıda Ana, Babanın Çocuk Eğitiminde Tuttukları Yoldur”diyerek, çocuklara verilecek eğitimin önemini vurgulamıştır. Çocuğa küçük yaşta verilecek düzgün eğitim, yaşamı boyunca yanlış olayların içine girmesini önleyecek ve doğruları prensip edinerek, çevresi ile uyumlu yaşamasını sağlayacaktır. İnsanın ahlaki açıdan kendisine, aile fertlerine ve çevresine karşı sorumlulukları vardır. Bu kişi çocuk da olsa görev ve sorumluluklardan uzak tutulmamalıdır. Ahlaki değerlerin dil öğrenmek gibi küçük yaşlarda kazanılacağı da unutulmamalıdır.

        Aile de Çocuğun Ahlak Eğitiminde İlkeler

1.jpg

 

Çocuklar gelişim özelliklerine göre eğitilmelidir.

Her yaşın kendine özgü  gelişim özellikleri ve gelişim görevleri vardır. Her yaşın özelliklerinin ve görevlerinin anne ve babalar tarafından bilinmesi diğer eğitim alanlarında olduğu gibi ahlak eğitiminde de çok önemlidir. Bu durumu bilmeyen anne babalar, gelişim çağlarındaki çocuğun, bazı davranışlarını, ahlaksızlık olarak görmektedir. Burada bilinmesi gereken, bu davranışların, o gelişim çağının doğal bir özelliği ve normal olduğudur. Anne baba tutumları da çocukların o dönemleri sağlıklı ve başarılı atlatmalarında önemlidir.”Bu dönemin bir özelliği hiçbir şey yapamayız” gibi yanlış anne baba tutumları çocukların bu dönemi sağlıklı ve başarılı atlatamamalarına sebep olacaktır.

  • Aile de İyi Bir İletişim Ortamı Oluşturulmalıdır
  • Ahlak Eğitimine, Çocuğun Doğum Anında Başlanmalıdır
  • Dengeli Bir Disiplin Sahibi Olunmalıdır
  • Ödül ve Ceza Yerinde Kullanılmalıdır.
  • Çocuğa İyi Bir Örnek Ve Model Olunmalıdır.
  • Çocuk Okulda da Takip Edilmelidir.

Çocuk, iyi bir ahlak eğitimini ancak iyi bir aile ortamında elde edebilir. Bu nedenle anne babanın çocuklarıyla sağlıklı iletişiminden önce eşlerin birbirleriyle iletişiminin iyi olması gerekmektedir.

Çocuğun eğitimi ve özellikle ahlak eğitimi uzun ve zorlu bir süreçtir. Bu süreç doğumdan ölüme kadar sürmektedir. Bu nedenle çocuğun ahlaki eğitimi doğumla birlikte başlar. Dünyaya yeni gelen bir bebeğin güvene sevgiye ve ilgiye ihtiyacı bulunmaktadır. Bu ihtiyaçlarının sağlıklı bir şekilde karşılanması çocuğun ahlaki gelişimi açısından önem taşımaktadır.

Disiplin, insanın yapmak istedikleri ile toplumun kısıtlamaları ve çevrenin istekleri arasında denge kurma gereğinden kaynaklanır. Bu anlamda çocuğun davranışlarını disiplin altına almak, ona kullanılabilir özgürlük alanını öğretmek demektir. Çünkü çocuğu tamamen özgür bırakmak, başkalarının haklarını çiğnemeyle veya kendisine ve çevresine zarar vermekle sonuçlanabilir. Ceza ve disiplin birbirine karıştırılmamalıdır. Disiplin, kabul edilebilir nitelikteki davranışları belirleyen kuralların ve kontrollerin tümüdür. Ceza ise çocuğun uymadığı kuralların karşılığında ödediği bedeldir.

Ödül yapılan iyi bir davranışının karşılığında çocuğa verilen bir teşvik aracıdır. Ceza ise yapılan yanlış bir davranış karşısında çocuğun davranışlarının sınırlandırılmasıdır. Ahlak eğitiminde de bu iki kavramın dengeli ve sağlıklı kullanılması gerekmektedir.

Eğitimde en temel ve etkili yöntem, anne babanın iyi bir örnek ve model olmasıdır. Çocuklar özellikle belli bir yaşa gelene kadar model alarak öğrenme yolunu tercih ederler. Bu nedenle anne babalar da çocuklarını yetiştirirken sergiledikleri davranışlarına çok dikkat etmelidirler. Sürekli küfür eden eşi ile olan iletişiminde yalana sıklıkla başvuran ve şiddeti hayatlarının bir parçası haline getiren ebeveynlerin çocukları da bu davranışları görerek sergilemeye başlayacaklardır.

Çocuğun okula uyum ve başarısı, anne ve babanın, onu yetiştirmedeki başarının bir ölçüsüdür. Ancak okula başlamakla, anne babanın eğitici görevini tamamen öğretmene aktardığını düşünmesi de yanlış olur. Eğitim okulda ve evde beraber yürütülmesi gereken bir süreçtir. Bu nedenle anne baba, çocuğu öğretim hayatında da takip etmeli ve bu aşamada öğretmelerine yardımcı ve destekleyici olmalıdırlar.

22.jpg

   Aile Bireyleri Birlikte Hareket Etmelidir.

Çocuğun eğitiminde aile bireylerinin birlikte hareket etmesi çok önemlidir. Davranış birlikteliği, eğitimde sonuç almanın ilk ve temel şartıdır. Babanın hatalı olduğu bir davranış anne tarafından övgü ile karşılanırsa, annenin endişe ettiği bir davranış da baba tarafından teşvik edilirse çocuğun eğitiminde başarılı olmak mümkün değildir.

         Çocukların ahlaki gelişimleri açısından iyi arkadaş edinmeleri de sağlanmalıdır. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim”sözünün de ifade ettiği gibi çocuğun arkadaşlarının onun eğitiminde çok önemli bir yere sahip olduğu görülmektedir.

            Ailenin sosyo-ekonomik düzeyi de çocuğun ahlaki gelişiminde önemli bir rol oynamaktadır. Farklı sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerde farklı moral değerler ve sosyal baskılar vardır. Alt sosyo-ekonomik düzeydeki aileler, orta sınıf ebeveynlerinden daha farklı disiplin teknikleri uygulanmakta ve daha katı cezalandırma yöntemleri kullanılmaktadır. Bu tip yöntemler ise çocuğun ahlaki gelişimi üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.

  • Çocuğun Ahlaki Gelişiminde  Okulun Rolü

         Çocuğun öğretmeni ve sınıftaki diğer çocuklarla ilişkilerinin niteliği de ahlaki gelişimi etkilemektedir. Öğretmenin kişiliği, tutumu, sınıftaki olaylara bakış açısı, ahlaki alanlardaki teorik eğitimden daha önemlidir. Çocukların model alarak öğrendikleri düşünüldüğünde aile ortamından yeni çıkıp okula başlayan bir bireyin gördüğü kişiler öğretmeleri ve arkadaşlarıdır. Yukarıda ifade edilen ilkeler okuldaki öğretmenlerin tutumları içinde önemlidir. Çocuklar arasında yapılan en ufak bir ayrım, bağırıp çağırarak anlatılan dersler, öğretmenin sık sık şiddete başvurması da çocukların ahlaki gelişimlerini olumsuz bir şekilde etkileyecektir.,

        

         Atatürk de “Ben Sporcunun Zeki, Çevik Ve Aynı Zamanda Ahlaklısını Severim” diyerek, ahlaka nasıl önem verdiğini göstermiştir.

Çocuğun ahlak eğitiminde en önemli kurum ailedir. Bunun yanında arkadaş ilişkileri, okul hayatı ve kitle iletişim araçları çocuğun ahlaki eğitiminde önemli bir rol oynamaktadır. Eğer çocuk iyi davranışlara yönlendirilmezse kötü davranışlara yönlenebileceğinden çocuğun eğitimi ile ilgilenenlere büyük görevler düşmektedir.

 

33.jpg

 

KAYNAKÇA:

Ergen Ve Gelişimi Yetişkinliğe İlk Adım, Prof.Dr. Z.Fulya TEMEL, Yrd. Doç.Dr. Ayşe B.AKSOY Nobel Yayınları,2001,Ankara.

Ailede Çocuğun Ahlaki Eğitimi, Prof Dr. Mehmet Zeki AYDIN,Nobel Yayınları,2006,Ankara.

 

 

02 Kasım 2015 In Ayın Makalesi 0 yorum

Yalnız uyumaktan korkan ve ne yaparsanız yapın odasını ve yatağını ayıramadığınız bir çocuğunuz varsa bu yazıyı okumanızda fayda var...

Yazının en başında bilincine varmamız gereken tek şey;

   ‘Sorunlu çocuk yoktur sorunlu aile vardır. Ve ayrılamayan çocuğunuz değildir sizsinizdir.’

Yalnız uyuyamama da, olmasını doğal karşıladığımız dönemler dışında, büyüme sorunlarına işaret eder. Çocuklarda %20-%30 oranında uyku bozukluklarına rastlanılmaktadır.

Özellikle çok hareketli çocuklarda uyku problemi daha yoğun görülmektedir. Çocuğun kendine gerçekçi güven duygusu geliştirmesi, sağlıklı bir birey olabilmesi için bu gelişim engellemelerini bilinçli bir şekilde bertaraf etmek gerekir.

Çocuktan önce anne-babanın kendi kaygılarını fark etmesi ve kontrol etmesi gerekir. Çok kaygılı ve tedirgin bir annenin çocuğunun rahat ve tek başına yatabileceğini beklemek pek de makul değildir. Zor atlatılan/atlatılamayan durumlar kalıcı bir hal alır.

Uyku bozuklukları hem psikolojik hem nörolojik kökenli olabilir. 4-5 yaş gibi bebeklik ve erken çocukluk döneminde uykuda nörolojik sebeplere dayalı ama iyi ayırt edilmediği için ya da kültürel olarak metafizik olgularla açıklanmaya çalışılan psikolojik sebeplere yorulan nöbetler vardır. Bu nöbetler değişken şekilde tekrar eder; çocuk gözleri açık olsa da uykudadır ya da gözleri kapalı olduğu halde derin uykuya geçememiş olabilir. Böyle bir durumda anne baba doğal olarak endişelenir ve birlikte uyumayı tercih eder. Bu yaşlarda başlayan yalnız yatamama ileriki yaşlarda devam eder. Bu dönemlerde çok yoğun inatlaşmalar ve çatışmalar yaşanıyorsa öncelikle kendi içinizde ben çocuğumun büyümesiyle ilgili neler hissediyorum sorusuna yanıt arayın. 15 aylıktan itibaren çocuk hem bilişsel hem duygusal gelişimin sonucu olarak anneyi ‘’ayrı bir insan’ bununla birlikte kendisini de ‘ayrı bir ‘birey ‘olarak algılamaya başlar. Bu durum başlı başlına üzüntü, huzursuzluk ve kızgınlık yaratır. Çünkü anne ve o artık iki ‘ayrı’ insandır.

Nedenleri neler olabilir?

*Aileye yeni birinin katılması: .Yeni bir kardeşin gelmesi, küçük kardeşin anne-baba yanında yatması

*Evde yaşanılan huzursuzluklar: Evde yaşanan huzursuzluk ve/veya kavga

*Uykudan korkmak: Odalarında cadı ya da canavar gördüklerini iddia edebilirler.

*Karanlıktan korkmak: Film ve/veya bilgisayar oyunlarından korkmak

*Fizyolojik nedenler: Bedensel bir hastalık sırasında çekilen sıkıntılar

*Düzensizlik: Sabit ve dengeli bir uyku düzeni getirememişse sıkıntı yaratabilir.

ÖNERİLER:

Doğal gelişimin bir parçası olarak zaman zaman kısa dönemlerle uyku bozuklukları çıkabilir; telaşa kapılmayın.

*Çocuğunuzun bir birey olarak büyüyebilme ve yeteneklerini geliştirebilme kapasitesi olduğunu bilin. Bu kapasitesini fark ederek yeteneklerini geliştirebileceği ortamlar yaratın.

 *Bebekleri ve çocukları sürekli ten temasıyla uyutmayın, uykudan önce sevin, öpün, koklayın fakat koyun koyuna aynı yatakta birlikte yatmayın.

*Bebek ve çocukların 2-3 aylıktan itibaren ayrı odaları olabilir ve onlar buna alışabilirler. Bu değişiklik için kendinize ve çocuğunuza yeterli zamanı tanıyın, sabırlı olun.

*Çocuğun kendi yatağına alışmasının 2 hafta kadar sürebileceğini unutmayın.

*Uykuya dalmanın genelde çocuklar için çok da kolay bir şey olmadığını bilin. Çünkü uyku, tek başınalığını yoğun şekilde duyumsadığı bir alandır ama gelişim için olmazsa olmazdır. Güven verici, destekleyici olun.

*Çocuğun kaygı ve korkularından etkilenmeyin; anlayış ve kabul gösterin ama siz de kaygılanmaya başlamayın. Bu zincirleme reaksiyon doğurur. Çocuğunuzun yaşına uygun bir dille, sizin de geceleri huzurlu bir uykuya ihtiyacınız olduğunu, ama özel durumlarda her zaman yanınıza gelebileceğini anlatın. Bu değişim sürecinde, çocuğunuza normalde olduğundan daha fazla sevgi gösterin ve bir süre için onu şımartın.

*Uykudan önce ılık bir banyo, masal okuma, müzik dinleme ya da ninni söyleme gibi bir sırayı izleyen bir program belirleyin ve bu programı düzenli olarak uygulayın.

*Yalnız uyuyamayan ayıcık, kıskanç kaplan, kardeş isteyen çocuk gibi çocuğunuzun özdeşleşebileceği konu ve kahramanlar seçilerek aldığınız hikâye kitaplarını okuyun.

*Yatak odanızdan çocuğunuzun hoşuna gidebilecek yumuşak yastıkları, pelüş hayvanları kaldırın ve bunun yerine çocuk odasını daha sevimli bir hale getirin. Bebekliğinden itibaren uykuya geçişte bir oyuncağı, yastığı veya battaniyesi olsun. Siz uykuya dalma nesnesi olmayın. Çoğu çocuk annesinin kulak memesini okşayarak, saçına dokunarak, yanağını tutarak uykuya dalıyor; bu, anne ile çocuğun yeterli derecede ayrılamamasına sebep olur. Çocuğunuz ısrarla sizin odanızda yatmak istiyorsa, ona bir yer yatağı ya da benzeri bir ek yatak hazırlayın ve burada uyumasına izin verin. Zamanla kendi yatağının rahatlığını tercih edecektir.

* Koridorda yakacağınız bir gece lambası ile çocuğunuzun karanlık korkusunun üstesinden gelebilirsiniz. Ayrıca, çocuğun yatağını dışarıdan gelebilecek garip ışık-gölge oyunlarını göremeyeceği bir yere kurmalısınız. Hem çocuk odasının hem kendi yatak odanızın kapısını mutlaka açık bırakın. Sizin ulaşılabilir olmanız ona huzur verecektir.

*Sabahları uyandıktan sonra kısa bir süre için yatağınıza gelip keyif yapmasına izin verin. Bu, güne başlarken hem onun için hem de sizin için bir moral kaynağı olacaktır.

*Eğer çocuğunuz geceleri sizin yatağınızda yatmak konusunda ısrarlı ise siz de onun yatağında yatın. Kararının birdenbire değişeceğini göreceksiniz. Anne ve baba olarak aranızda çeşitli sebeplere dayalı sorunlar var ise kuvvetle muhtemel bu, çocukta da sorunlar yaratacaktır. Öncelikle çift olarak aranızdaki sorunları yapıcı bir şekilde çözmeye çalışın.

* Özellikle ergenlik döneminde ebeveynlerle yatma isteği ve yatmak fevkalade sağlıksız bir duruma işarettir;,muhakkak uzman yardımıyla ele alınması gerekir. Birkaç ay süren korku durumlarında mutlaka psikolojik yardım alın. Çocuğun psikolojik olgunlaşması hakkında detaylı bilgi edinin.

Kaynakça :

Prof. Dr. Sefa SAYGILI, Çocuklarda Davranış Bozuklukları, 2014

Esan GÜL, Çocuklarda Psikolojik Sorunlar ve Tedavisi, 2012

http://www.anneoluncaanladim.com

07 Ekim 2015 In Ayın Makalesi 0 yorum

eyul_2015_ayin_makalesi.jpg

Bir çocuğu büyütmek, çocuk sahibi olmak kadar kolay olmuyor maalesef...

Çocuk büyüdükçe sorunlar da büyüyor...

İki ebeveyn konuşurken tanık oluyoruz bu muhabbete. Çocuklardan küçük olanının annesi şanslı sayılıyor. “Bir de büyüsün de gör!..” diyor diğeri. Büyüsün de gör!..

Çocuklar “Hayır!..” der demez anneleri bir telaş alıyor. Küçük evcil çocukları vahşi bir kedi gibi “Hayır!..” diyor. Anne bu durumu kendine hakaret olarak kabul ediyor olmalı ki çocuğun “Hayır!..” deyişine hiç aldırış etmeden tutumunda ısrarcı davranıyor.

Çocuk: “Hayır!.. İstemiyorum!..”

Anne: “Ne demek Hayır!.. Ne demek istemiyorum. Çabuk yut!.."

Anne: “Hemen eve gel!..” diyor

Çocuk: “Hayır gelmeyeceğim!..”

Anne, çocuğun itirazını bir saldırı olarak algılıyor ve çocuğu tehdit ederek; “Akşam baban eve gelsin de gör!..” diyor.

Daha binlerce, yüz binlerce örnek. Alışık olduğumuz yaşamdan, iletişim kazalarımız-çatışmalarımızdan…

 

Evet, nereden başlamalı?

 

Çocuk eğitiminin kendi başına bağımsız bir alan olmadığına inanıyoruz. Çocuk Eğitimi diye bir şey illaki varsa bizce o, insan eğitiminin özel bir kesiti olabilir ancak. Kendi başına özgün kuralları vardır eğitimin. Fakat bir deney ortamında çocuklara uygulanacak ve sonuç alınacak bağımsızlıkta değildir, olmamalıdır bu kurallar.

 

Çocukta sorun var diyorsak her şeyden önce annede ve babada da sorun var anlamına gelir bu cümle.

 

Çocuğunuz altını ıslattı!.. Bunun nedeni sizce şunlardan biri olabilir mi?

 

Yanlış tuvalet eğitimi verdiniz. Çünkü çok baskıcı, otoriter ve kabasınız. Daha kötüsü, çocuğunuzdan daha önemli öncelikleriniz var…

 

Kusursuz değilsiniz ve çocuğunuzun kusursuz olmasını istiyorsunuz…

 

Çocuk yemek yemiyor!.. Acıkmamış olabilir mi? Onu beslemenin en kutsal vazifeniz olduğunu düşünürken, nefret ettiriyor olabilir misiniz onu yemek yemekten?

 

Bir yerde hata yaptınız ve bu hatanız karakterinizden bağımsız değil… Tam da normal, doğal ve en alışılagelmiş şekilde davrandığınızı sandığınız anda…

 

Çünkü sizin anneniz de sizi eğitmekle meşguldü. Hiç aklına gelmedi kendini eğitmek…

 

Evet çocuk eğitimi anneden başlar. Eğitimin sadece okur-yazar olmayı kapsamadığını, gündelik yaşam içerisinde aldığımız kurumsal eğitimle sınırlandırılamayacağını dile getirmek lazım.

 

Eğitim, en basite indirgenmiş anlamıyla; “Davranışları değiştirme sanatıdır.” Yani bireyde istendik davranışların yerleşmesi, olumsuz davranışların sonlandırılması amacıyla sürdürülen sistematik bir programdır.

 

Öyleyse çocuğumuzu eğitmeye kendimizden başlamalıyız. Neden böyle bir sorunla karşılaştık diye sorduğumuzda cevap bizim eğitim eksikliğimiz olmalı.

 

Bilgi güçtür. Bilen anne, baba, eğitimci çocuğa karşı her zaman doğru tavırlar geliştirme gücünü kendilerinde bulmuş olacaktır.

 

Sanırım işe “bilmekten” ve “kendini eğitmekten” başlamak gerekiyor.

 

Çocuğu eğitmek için çırpınmak yerine ona eğitimin bir yaşam felsefesi olduğu ortamlar sağlamaya çalışmak biricik önceliğimiz olmalıydı...

eyul_2015_ayin_makalesi_2.jpg

 

**********************************************************


Bir gün, kozada küçük bir delik belirdi; bir adam oturup minicik bir kelebeğin saatler boyunca bedenini bu küçücük delikten çıkarmak için harcadığı çabayı izledi.

Ardından sanki kelebek, ilerlemek için çaba harcamaktan vazgeçmiş gibi geldi ona. Hani sanki elinden gelen her şeyi yapmış ve artık yapabileceği bir şey kalmamış gibiydi..

Böylece adam, kelebeğe yardım etmeye karar verdi; eline küçük bir makas alıp kozadaki deliği büyütmeye basladı.

Bunun üzerine kelebek kolayca çıkıverdi. Fakat bedeni kuru ve küçücük, kanatları buruş buruştu.

Adam izlemeye devam etti; çünkü her an kelebeğin kanatlarının açılıp genişleyeceğini ve bedenini taşıyacak kadar güçleneceğini umuyordu.

Ama bunlardan hiç biri olmadı!.. Kelebek hayatının geri kalanını kurumuş bir beden ve buruşmuş kanatlarla yerde sürünerek geçirdi.

Ne kadar denese de asla uçamadı.

Adamın iyi niyeti ve yardım severliği ile anlayamadığı şey, kozanın kısıtlayıcılığının ve buna karşılık kelebeğin daracık bir delikten çıkmak için göstermesi gereken çabanın, kelebeğin bedenindeki sıvıyı onun kanatlarına göndermek ve bu sayede de kozanın kısıtlayıcılığından kurtulduğu anda uçmasını sağlamak için seçtiği yol buydu…

Bazen yaşamda tam olarak ihtiyaç duyduğumuz şey çabalardır. Eğer yaşamda herhangi bir çaba olmadan ilerlemenize izin verilseydi, o zaman bir anlamda sakat kalırdık. O zaman olabileceğimiz kadar güçlenemezdik... Asla uçamazdık…


Yaşamınızı korkusuzca yaşayın. Zorlukların tümüne göğüs germeye çalışın ve onların üstesinden bir şekilde gelebileceğ
inizi açıkça gösterin.

 

eyul_2015_ayin_makalesi_3.jpg

 

 

 

 

 

02 Eylül 2015 In Ayın Makalesi 0 yorum

Okula başlamak… Çocuk ve aile için ömür boyu yaşanacak güzel heyecanlardan biri…

Fakat bu mutluluğun üzerine çoğu zaman okul fobisi denilen kâbus çöker.

Okul fobisi sanıldığının aksine öyle birden bire başlayan, bir bilinmezden çıkıp gelen, hayatımızı alt üst eden bir kasırga değildir.

Çoğu zaman okul fobisi ben geliyorum der. Okul fobisi yaşayacak çocuk önceden seçilmiş değildir fakat önceden bu fobi için uygun ortam sağlanmış çocuktur…

Anne ve baba evliliğini sevgi ve saygıyla kurulmuş bir çatının altında çocuklarının büyümesi ve gelişmesi için kurup, dinamiklerini sağlam temeller üzerine oturtmamışsa; yaşanacak bütün yeniliklere çocuk direnç gösterecek, temelde kaygılı ve anksiyeteli bir çocuk olacaktır.

Aile içinde yaşanan çözümsüz çatışmalar çocuğun sosyal ve duygusal gelişimini olumsuz etkiler.

Annenin baskın olduğu ve ya babanın çocuktan uzak olduğu aileler de çocuk babanın güven veren ikliminde büyümediği için dışarıdan gelecek bütün esintileri fırtına olarak algılayabilecektir.

Bir de anne - babanın şiddetine ve bazen anne - babanın yaşadığı ilişkinin şiddetine maruz kalan çocuklar, hayatı tehlikeli görecek, ya saldırarak kendini savunacak ya da içe kapanıp kendini tehlikelerden korumaya çalışacaktır.

Sağlıklı aile ortamında büyümeyen çocuklar olumlu sosyal davranışları yeterince tecrübe edecek ortamları bulamazlar.

Böyle aileler genellikle kendi sorunlarıyla uğraşmaktan ya çocuğu uzun süre ihmal eder ya da ebeveynlerden biri kendini çocuğa adayarak kendince olumsuzlukları telafi etmeye çalışır. Her iki tutum da çocuğun kişisel gelişimini olumsuz etkiler.

Babanın yokluğunu ve ya şiddetini telafi etmeye çalışan anne kendini çocuğuna adamakta bir sakınca görmez.

Aşırı korumacı tutumunun çocuğun hiç büyümemesine, hep bebek kalmasına neden olduğunu bilmeden devam eder. Bazen aynı durum babalar içinde geçerlidir.

Bu yanılgılı tavrı yalnızca sorunlu ailelerde görmeyiz ne yazık ki.

Anne baba olmayı yanlış yorumlamış, hayatının merkezinde çocuğu gören genç ve eğitimli ailelerde de bu sorun çocukların kişisel gelişimini tehdit eder.

Anne ve baba çocuğun gereksinimlerini, ona her istediğini vererek büyük bir hoşgörü denizinde çocuğu kaptansız bırakarak ve ya çocuğu bir birey olarak kabul etmeyi ‘onu evin otoritesi yapmahatasına düşerek çocuğun sağlıklı gelişimini engellerler.

Bu ortamda büyüyen çocuk kendi dışında insanların ihtiyaç ve gereksinimlerini anlamaz.

İstekleri anında karşılandığı için sabredemez ve aksi durumlarda hemen panikler, ciddi bir yok oluş korkusu yaşar.

Bu çocuklar okula başladıklarında önce aşırı sosyal sonra (dünyanın kendi etraflarında dönmediğini anlayınca) annelerinin kucağında derin hıçkırıklarla ağlarken bulursunuz.

İşte okul fobisi dediğimiz kâbus böyle çöker üstüne çocuğun usul usul... Ve okulun kapısına gelince çocuğun amansız çığlığını duyarsınız.

Çocuğu en çok korkutan şey artık önlerini göremiyor olmalarıdır.

Hiç merak ettiniz mi çocuklar neden aynı masalı defalarca dinlemekten büyük bir keyif alırlar. Hem de aynı kelimelerle aynı sırayla. En ufak bir şeyi değiştirseniz “Hayır o öyle değil!..” diye itiraz ederler.

Bu onların hayatı öngörebilmelerini ve bunun sürekliliğini sağlamaları için vazgeçilmezleridir.

Masal aynı başlar aynı sürer ve aynı sonla biter. “Sonsuza dek mutlu…”

Çocuklar her zaman güvende olmayı her zaman koşulsuz sevilmeyi temel gereksinimlerinin karşılanmasını umarlar.

Dünyaya geldikleri ilk andan itibaren dünyayı sınamaya başlarlar yeterince güvenli ve sevgi dolu olup olmadığını anlamak için.

Çocuğunuza dünyanın sevgi dolu ve güvenilir bir yer olduğunu sayısız deneyimlerle öğrettiyseniz ne onun ne de sizin en ufak bir fobiniz yok demektir.

Fakat eğer durum tam tersiyse okul fobisi ne ilk ne son fobisi olacaktır çocuğunuz… Bunu faaliyet anksiyetesi, sosyal fobi, sınav fobisi vs… takip edecektir.

Kısacası okul fobisi aniden okulun başlamasıyla ortaya çıkan bir gelişme değil çocuğun yıllardır yaşadığı olumsuzlukların bir sonucu olarak görülmelidir.

Anne ve baba çocuğun kendi ihtiyaçlarını karşılayarak öz güven kazanmasını desteklemelidir.

Bilinenin aksine bilişsel gelişimi çok iyi olan çocuklar değil, öz bakımlarını küçük yaştan itibaren kendileri gerçekleştiren, yani kendi işini kendi yapan çocuklar özgüveni yüksek çocuklardır.

Öz güveni yüksek olan çocuk nerde ne yapacağını, kime nasıl davranacağını bilir. Karşılaştığı sorunları çözer ya da tolere eder. Hayatı açık yüreklilik ve cesaretle kucaklar.

Öte yandan iki basamaklı sayıları çarpan ama ayakkabılarını bağlayamayan çocuk, öğretmen “Hadi bahçeye çıkıyoruz..” dediğinde ne yapacağını bilemez ve kaygılanmaya başlar. Bu işi kendi için yapan annesi yanında değildir ve öğretmen onun ayakkabısını bağlayamayacak kadar meşgul görünmektedir.

Bazen sevgiden kaynaklandığını sandığımız masum hataların çocuğumuzu bu kadar olumsuz etkileyebileceğini hiç düşünmeyiz.

Kronik okul fobisi böyle oluşurken bir de akut okul fobisi vardır ki bu çözülmesi en kolay olanıdır.

Çünkü çocuk o anın ve kendi dışında büyük ve yeni bir hayata başlamanın verdiği doğal korkuyu yaşamaktadır.

Böyle durumlarda kendini korumanın en kolay yolu bilinmezden uzak durmaktır.

Okula başlamak yeni ve baş edilemeyecek kadar büyük bir bilinmezdir. Evden farklı, uzak ve çok büyük bir okul.. Hareket halinde bir çok yetişkin ve çocuk.. Acıkınca ne yapacak susayınca ne olacak tuvalet nerede vs…

Bütün bunlar ani bir fobiye sebep olsa da çocuk duygularını ve düşünceleri paylaşmaya teşvik edilip sorunları çözüldükçe kısaca oryantasyonu sağlandıkça problem kendiliğinden çözülür.

Bu noktada okula ara vermek yerine okla devam ederek sorun çözmek hedeflenmelidir.

Öğretmenin rehberliğine başvurmak çoğu zaman işleri kolaylaştıracaktır.

Kronik okul fobisinde ise aileler mutlaka bir uzmana başvurmalı ve sorunlara temelden bir çözüm aramalıdır…

KAYNAKÇA

Haluk Yavuzer, Çocuk Psikolojisi, Remzi Kitabevi

Doğan Cüceloğlu, İnsan ve Davranışı, Remzi Kitabevi

Az Seçilen Yol,Dr.M.Scott Peck,Akaşa Yayınları

03 Haziran 2015 In Ayın Makalesi 0 yorum

hazirann

 

Okulların yaz tatiline girmesi; bir eğitim-öğretim yılı boyunca yeni bilgi ve beceriler kazanmış ve birçok alanda belirli bir performans sergilemiş olan öğrenciler için bir soluk alma, dinlenme fırsatıdır.

Birçok öğrenci bu fırsatı, tatil boyunca kitap ve defterlerini bir köşeye atıp bütün gün televizyon seyrederek, geceleri geç saatlerde yatarak, gezip eğlenerek ya da odasına kapanıp bilgisayar başında saatlerini harcayarak değerlendirme eğilimindedir.

Anne-babalar, "Televizyon seyretmiyor, bilgisayarla oynaması daha iyi" diye düşünebilir. Bazı ebeveynler de "Oğlum tatil zaten, geç yatabilirsin" toleransını çoktan vermiştir. Peki yaz tatili, her şeyin bir köşeye itildiği, bütün gün televizyon seyredilip bilgisayarla oynanan, dışarı çıkıp eğlenilen bir dönem mi olmalıdır?

Böyle bir tatil anlayışı öğrenciyi dinlenmekten çok yorar. Bu düzene alışık olmayan fizyolojik yapı önceleri zorlanır, daha sonrasında ise yavaş yavaş fizyolojik bir tembellik ortaya çıkar. Tatil bitiminde ise, tatil boyunca tembelliğe alışan bünye, okul açıldığında eski düzenine dönebilmek için zorlanabileceği gibi uzun bir süre kendini toparlayamayabilir. Bu nedenle tatil, hem dinlenme zamanı hem de okul zamanlarına oranla daha hafif çalışma programlarının uygulandığı bir zaman dilimi olmalıdır.

Karne Günü

Öğretim dönemi sonunda verilen karneler, çocuğun yaşı büyüdükçe ailede bir kriz ya da çatışma nedeni olabilir. Küçük yaşlarda çocuklar, "pekiyi" lerle dolu karnelerini anne babalarıyla coşkuyla paylaşırlar. Yaş büyüdükçe karnedeki notların durumu ne olursa olsun bu paylaşımlar giderek azalır.

Çocuğun yaşı, öğrenim gördüğü sınıfı ne olursa olsun, karnelerin anlamı aynıdır: Derslere ilişkin harcanan çabanın ne ölçüde yeterli olduğu ve derslere ilişkin çocuğun yaşadığı güçlükler. Bu nedenledir ki dönem sonunda verilen karneler aile tarafından dikkatle değerlendirilmelidir. Karne gününü krize dönüştürmemek, çocuğunuzla birlikte yönünüzü geleceğe çevirebilmeniz için aşağıdaki öneriler sizlere yardımcı olacaktır.

Sakinlik ve soğukkanlılık: Karne dönemleri çocukların aile desteğine ve güvenine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duydukları bir dönemdir. Bu nedenle anne-babanın karneyi incelerken takındığı sakin ve soğukkanlı tavır, çocuğun da kendisine sunulan öneri ve değerlendirmeleri sakinlik içinde dinlemesine yardımcı olacaktır.

Pozitif olmak: Eleştirmek, kırmak dökmek değildir. Eleştiri, geliştirici önerileri de içerebilmeli, yol gösterici olabilmelidir. Pozitif yaklaşım eleştirinin etkisini artırır ve eleştirilen kişinin savunmacı tutumu benimsemesini engeller.

Kıyaslama hatasına düşmemek: Çocuğun durumunun bir başkasıyla kıyaslanması, ona "anne-babası tarafından yeterince güvenilmediği ve değerli bulunmadığı" mesajı verecektir.

Geçmişin eleştirisi kadar geleceğe ilişkin planlar ve değerlendirmeler de önemlidir: Elbette karne geçmişin değerlendirilmesi demektir. Bu nedenle karne değerlendirmesi sırasında geçmişteki hatalardan, harcanan çabanın ne ölçüde yeterli olduğundan, sorumlulukların yerine getirilip getirilmediğinden ve tüm bunların nedenlerinden söz etmek doğaldır. Aynı zamanda ailenin ve çocuğun, geleceğe ilişkin kararları birlikte oluşturma, planlar yapma, yeni hedefler belirleme gibi bir çaba içinde olmaları da son derece önemlidir.

Güven duygusu çocuklar için her şeyden önemlidir: Anne-baba, geleceğe ilişkin değerlendirme ve öngörülerinde çocukların karşılaşacağı güçlüklerde yalnız olmadığı ve çocuklarına güven duyduklarına ilişkin mesajlar verebilmelidir.

Başarının takdir edilmesi önemlidir: Karnedeki bir güzel notu görüp takdir etmek yerine, direkt olarak düşük nota odaklanmak ve sanki çocuğun hiç iyi notu yokmuş gibi onu eleştirmek, çocuğun kendine güveninin azalmasına neden olacaktır. Bunun için, başarı hangi derste olursa olsun mutlaka takdir edilmelidir. Bu tutum çocukta, anne babasının önyargısız bir yaklaşım içinde olduğu inancını pekiştirir.

Düşük notlar birer yardım çağrısıdır: Sağlıklı düşünen bir kişi düşük not almaktan ve karnesinde düşük not görmekten hoşlanmaz. Bu nedenledir ki düşük notlar, yaşanan bir güçlüğün, bir yardım ihtiyacının ifadesidir. Anne, baba ve çocuk, düşük notların nedenlerini birlikte konuşabilmeli, sorunun çözümü için yeni seçenekler oluşturabilmelidir.

İlköğretimde ders başarısı kadar davranış notları da önemlidir: Karnede ders notlarının yanı sıra, çocuğun davranış gelişimi notlarını da görürüz. Ancak genellikle davranış gelişimi notları hem veliler hem de öğrenciler tarafından ihmal edilir. Oysa, bilgi deposu olan, ancak davranışsal açıdan yeterli olgunluğa ulaşamamış çocuğu hiç birimiz istemeyiz değil mi? Günümüzde gelişen zeka ve öğrenmeye ilişkin yeni kuramlara göre; davranış gelişimi, duygusal zeka, sosyal gelişim, temel evrensel değerler vb. birçok yeni kavram ders notları kadar önemli bir hâl almaya başlamıştır.

Başarılı bir karne sosyal ödülleri hak etmiş karnedir: İçten bir takdir, sıcacık bir dokunuş her tür maddi değer içeren ödülün üstündedir. Çünkü, okul başarısında temel sorumluluk çocuklarındır.

 

2.jpg

 

Tatil Başlıyor

Yaz tatilini verimli ve güzel geçirmek için öğrencilerin kendilerine mutlaka bir tatil programı hazırlaması gerekir. Bu programda dinlenmeye, eğlenmeye ağırlık verildiği gibi zayıf derslerin telafisi ya da öğrencinin kendini eksik bulduğu konuların tekrarı için de zaman olmalıdır. Özellikle okuldaki akademik başarısı düşük ve eksikleri fazla olan öğrencilerin diğer arkadaşlarına yetişmesi için tatil bulunmaz bir fırsattır. Konu yetiştirmede problemi olmayan, akademik başarısı iyi öğrenciler için ise, tatilde öğrendikleri konuların tekrarını yapmaları yerinde olacaktır.

Tatilde Ders Çalışma

"En verimli tatil şu şekilde geçirilir" diye kesin bir hüküm konulamaz; çünkü bireysel farklılıklar mutlaka olacaktır. Bu nedenle, her öğrenci kendi durumuna göre bir çalışma stratejisi belirlemelidir. Günün, haftanın ve tatilin sonunda ulaşılması düşünülen yeni hedefler belirlenmelidir. Bu hedefler öğrencinin çalışma isteğini kamçılayacak nitelikte olmalıdır. Hayali ve gerçekleşmesi imkansız hedefler, belli bir süre sonra öğrencinin ümidinin kırılmasına ve çalışma isteğinin azalmasına neden olabilir. Bu dönem içinde uygulanabilecek 4 temel strateji vardır. Her öğrenci kendi durumunu gözden geçirip buna göre bu uygulamalardan birini yapmalıdır.

1. Konu tekrarı yapmak: İnsan öğrendiklerinin % 75’ini bir hafta içerisinde, % 66’sını bir gün içerisinde, % 54’ünü de bir saat içerisinde unutur. Unutmayı önlemenin en iyi yolu yapılan tekrarlardır. Özellikle geçmiş konulardan çok fazla hatası çıkan öğrenciler genel tekrara ağırlık vermelidir.

2. Eksik kalan konuları tamamlamak: Konu eksiği fazla olan, konuları sınava kadar yetiştirememe korkusu yaşayan öğrenciler, tatilde önceliği eksik konularını tamamlamaya ayırmalıdır. Çünkü, eksik bilgilerin üzerine yapılan öğrenme verimli sonuçlar vermez, yeni bilgilerin tam ve bilinçli olarak öğrenilmesini engeller.

3. Çalışılmış olunmasına rağmen zayıf hissedilen derslere ya da konulara yoğunlaşmak: Örneğin öğrencinin matematikten çok fazla eksiği varsa, öğrenci tatil döneminde bu derslere daha fazla vakit ayırarak bu zayıflığını gidermelidir.

4. Yeni konular çalışmak: Konu eksikleri olmayan ve çalıştığı konulardan çok az soru kaçıran öğrenciler bu stratejiyi kullanabilirler.

KİTAP OKUMA

Öğrenciler için tatil, kendilerini geliştirmek için de çok iyi fırsattır. Bireyin kendini geliştirmesini sağlayacak en önemli etkinlik kitap okumaktır. Öğrenciler tatil boyunca bol bol kitap okuyacak vakte sahip olurlar. Kitap okumaya karşı ilgisi olmayan öğrencilerin kalıcı başarıları yakalaması çok zordur. Ayrıca tatilde kitap okumaya başlamak böyle bir alışkanlığa sahip olmayan öğrenciler için bu alışkanlığı kazanmaları, kitap okumanın keyfini yaşamaları açısından bulunmaz bir fırsattır. Bundan dolayı kitap okumak, iyi bir tatil programının olmazsa olmazlarındandır.

Peki tatil demek yoğunluklu olarak ders çalışmak, tekrar yapmak ve kitap okumak mı demek?

3.jpg

Tabii ki hayır. Senenin yorgunluğunun atılması, bedenin ve zihnin dinlenmesi ve rahatlaması da gerekir. Zaten okul olmadığından bunlara ayıracak bol bol vakit olacaktır. Bundan dolayı hazırlanılacak tatil programına zevk alınacak bir takım aktiviteleri de eklemek önemlidir.

Bu aktiviteler;

Sevilen ve zararsız televizyon programlarının izlenmesi, 
Yaz okuluna gidilmesi,
Yakınların ziyareti, 
Arkadaşlarla bir araya gelip ortak birtakım aktiviteler yapılması,
Hobilere daha çok zaman ayrılması şeklinde olabilir. Ancak, tüm bunları yaparken ölçülü olmak, ipin ucunu kaçırmamak da önemlidir.

Tatilde öğrencinin sağlığına da dikkat etmesi oldukça önemlidir. Tatil boyunca alınan besinlere dikkat etmek, öğünleri düzenli ve zamanında yemek, kalkış ve yatış saatlerinin düzenli olmasına çalışmak ve riskli aktivitelerden sakınmak sağlık için oldukça önemlidir.

Anne Babalara Öneriler

Öncelikle çocuğun düşük not almasının nedenlerini birlikte tartışarak çözümler üzerinde odaklaşılmalıdır. Aile içerisinde yapılabilecek toplantılarda çocuğun da bu karar içerisinde yer almasını sağlayarak sorumluluk bilincinin gelişmesine katkıda bulunulabilir.

Okul zamanında belli rutinlere (kalkış saati, çalışma saati vb.) alışmış çocuklar için, tatil zamanları kimi zaman yapacak bir şeyin bulunamadığı, sıkıcı geçen "boş zamanlar" hâlini alabilir. Tatilin başlangıcında görülen heyecan, heves geçmeye başlayınca, yeni uğraş ve aktivitelerle çocuğun vaktini eğlendirici ve eğitici geçirmesine yardımcı olunmalıdır.

Ara dönem ebeveynlerin çocuklarıyla birlikte vakit geçirmeleri için çok iyi bir fırsattır. Bu zaman diliminde mümkün olduğu kadar birlikte zaman geçirilmeli, tatil birbirlerini daha iyi tanımak, anlamak ve birbirlerinin arkadaşlığından zevk almak için değerlendirilmelidir.
Çocuğun dönem boyunca sergilediği performans diğer çocuklarla karşılaştırılıp kıyaslanmamalıdır. Yetenek, ilgi ve beceri olarak bakıldığında her çocuğun kendine özgü özellikleri olduğu unutulmamalıdır.

Çocuğu önümüzdeki seneye motive etmek için kaygı ve tehdit yolu kullanılmamalıdır. "Sen bu gidişle önümüzdeki sene sınıfta kalırsın; bu kadar çalışmayla başarılı olamazsın" türündeki ifadeler kaygıyı arttırır, çocuğun özgüvenini azaltır.

Çocuk, her şeye rağmen, koşulsuz sevildiğini ve ona güvenildiğini hissetmelidir. 

Kaynakça:Thomas Gordon ‘’Etkili Anne-Baba Eğitimi’’

Türkpdr.com

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

30 Nisan 2015 In Ayın Makalesi 0 yorum

sosyalmedya__resim.jpg

Günümüz modern yaşamın koşullarında dijital dünyanın hızla gelişmesi ve biz yetişkinlerin de bu gelişime ayak uydururken, TV, bilgisayar oyunları ve internetin gündelik hayatımızın ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeği ile yaşarken çoğu zaman çocukların bundan nasıl etkilendiğini merak ederiz.

 Dijital dünyanın çocukların duygusal, zihinsel ve sosyal gelişimini nasıl, ne kadar ve ne yönde etkilediği ile ilgili çok kesin veriler elimizde olmasa da özellikle sosyal paylaşım sitelerinin çocuklar tarafından kullanılması ve yaygınlaşması konusunda fikir beyan etmek zor olmayacaktır.

TİB'in (Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı) verilerine göre çocukların ortalama % 66'sı günde en az bir kere sosyal ağ sitelerini kullanmaktadır. Özellikle Facebook, Twitter, Instagram gibi paylaşım sitelerinde ve mobil uygulamalarda  hesap  oluşturma yaşı her ne kadar 13 olarak sınırlandırılsa da bunu denetleyen tek mekanizma sadece ebeveynlerdir. Sitelerin yazılımının böyle bir kontrol sağlamaması çocukların ilgi ve merakına yenilerek kötüye kullanıma sebep olmakta ve kullanım yaşı 7-8e kadar inmektedir. Ebeveynleri bu denli şüphelendirmekte ve dikkatli olunması konusunda hassas kılan şey ise apaçık ortadadır;  zarar görme endişesi ile çocuğunu yabancı birinin evine bile göndermeyen bir anne-babanın, çocuğun bu tip sosyal paylaşım sitelerinde ne tür zorbalığa ve uygunsuzluğa maruz kalacağı meçhulken bu konuda sınırsız ve kontrolsüz biçimde izin verici olmasını beklemek bir hayli yanlış olacaktır. 

Çocuklarda Sosyal Medya Kullanımını Sınırlamanın Riskleri Nelerdir?

Sanal dünyanın sonsuzluğu ve ürkütücülüğünün kontrol altına alınamadığı bu koşullarda çocukların kontrol altında tutulacağı bir kullanım alanı yaratmak, alınabilecek en akılcı önlem olacaktır. Şöyle ki; kesin yasakların ve bilinmezliklerin çocuğun ilgisini daha çok uyaracağı teorisinden yola çıkılarak bu tür bir denetleme yani tamamen yoksun bırakmanın çocuk açısından bir çok riski ve dezavantajı olacaktır. Tamamen yoksun kalan çocuk aşağıda sıralanan avantajlardan da yoksun kalacaktır.

Sosyal paylaşım ağları;

  • Güncel bilgiyle, bilgiye erişimi kolaylaştırır ve dolayısıyla çocukların gündelik hayattaki gelişmelerden haberdar olmasına olanak sağlar.
  • Farklı fikir ve zevklere ulaşma ve deneyimleme fırsatı sağlar. (Örneğin yeni bir şarkıcı, yeni çıkan bir film vs.)
  • Arkadaşlarla bilgi alışverişi sağlamayı hızlandırır.

Bir gruba ait olma ve grup içerisinde söz sahibi olma imkanını arttırır.

sosmedya.jpg

 

Çocularda Sosyal Medya Kullanımının Dezavantajları Nelerdir?

Tabii sıralanan tüm bu avantajlar sosyal medya kullanımını çocuklar açısından temize çıkaracak nicelikte değildir. Bunların yanı sıra sosyal paylaşım ağlarının kullanımının dezavantajlarından da bahsedilmelidir;

  • Yukarıda avantajlarda bahsedilen tüm ilişki biçimleri aslında fiziksel ilişkiler değildir. Fiziksel olmayan doğaya sahip bu tür ilişkiler çocukların gündelik hayatta göz kontağı kurma, kişisel alanı koruma ve kişisel alana saygı duyma gibi “gerçek” ilişkiler kurmasını zorlaştırabilir.
  • Mahremiyet duygusunun gelişmesini engelleyip  güvenlik açısından risk oluşturabilir.
  • Çocuğun yaş ve psikolojik gelişimine uygun olmayan cinsel ve şiddet yönelimli içeriğe    kontrol dışı maruz kalmasına sebep olabilir.
  • Irkçılık, ayrımcılık, dışlanma gibi zorbalığa sanal olarak şahit olabilir.
  • Bilgi kirliliği ve bu kirliliğin reklamlar aracılığıyla yaygınlaşması ile çocukların zihinsel çekirdeklerinde yanıltıcı şemaların oluşmasına sebep olabilir.
  • Her şeyden önce çocuklarda bağımlılık riski oluşturarak zaman ve enerji kaybına yol açıp akademik gelişimini sekteye uğratabilir.
  • Ebeveynin çocukların zevkleri, ihtiyaçları ve yönelimleri ile ilgili sürekli bilgi sahibi olması ve oluşan değişikliklere dikkat etmesi, bu değişikliklerle ilgili çocukla konuşması gerekmektedir
  • Çocuğun sosyal paylaşım ağlarında geçirdiği süre takip edilmeli ve kısıtlanmalıdır.
  • Paylaşılan fotoğraf, içerik ve ifadelerle ilgili sınırlar çocuğa öğretilerek güvenliğin önceliği aşılanmalıdır.
  • Gerekirse aynı sosyal paylaşım ağlarını ebeveynlerin de kullanması ve dolayısıyla çocuklarının hareketlerini gözlemesi beklenmektedir. Bunu yaparken çocuğun mahremiyetine, tarzına ve yönelimlerine kısaca sınırlarına saygı duyarak yapılması gerekmektedir. Çünkü sınırlarının ihlal edildiğini düşünen çocuk bu hareketleri aile üyelerinden gizleme eğilimine girebiliriler.
  • 13 yaşın altındaki çocukların tamamen yetişkin kontrolünde kendilerine ait bir hesap olmadan mümkünse annenin ya da babanın kullandığı bir hesap üzerinden mutlaka bir yetişkin eşliğinde siteleri kullanması gerekmektedir.
  • Mümkünse çocuğun bu alanlarda iletişim kurduğu kişilerin kimler olduğu ve yeterince güvenli olup olmadığı sorgulanmalı, buna göre bir düzenleme yapılmalıdır.
  • Tüm bunların toplamında en önemlisi çocuklarla açık iletişim kurularak; fakat bunu yaparken sorgulayıcı eleştirel ve denetleyici bir tavır takınmadan yetişkinler için de bağımlılık yaratıcı ve zaman zaman güvensiz olabilecek bu ortamda çocuğa doğru model olunarak dengeli ve güvenli bir sosyal paylaşım ağı kullanılması sağlanmalıdır.

Çocukların Sosyal Medya Kullanımında Ebeveyn Kontrolü Nasıl Olmalıdır?

Özetlemek gerekirse, günümüz şartlarında çocukları sosyal medya ağlarından alıkoymak zaman zaman mümkün olmayacağı gibi olduğunda ise çocuklarda oluşturacağı mahrumiyet duygusu sebebi ile olumsuz bir ruhsal durum ortaya çıkaracak ve ebeveyn ile çocuğun çatışması kaçınılmaz olacaktır. Bu yüzden sosyal paylaşım ağlarını uygun yaş döneminde kullanılması durumunda yukarıda saydığım riskleri en aza indirmek ve dezavantajları avantaja dönüştürmek için koşulsuz ebeveyn kontrolünü devreye sokmak gerekecektir. Bu mekanizma ebeveynlerin şu koşulları sağlaması ile işlevsel olacaktır.

     Öncelikle çocuğun ulaşabildiği internet ortamları en güvenli hale getirilmelidir.

KAYNAK

1) Aile İçi İlişkiler Açısından İnternet Kullanımı, Fezade Bayraktutan, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü,İstanbul 2014.

2) Sosyal Medya İnternet Çılgınlığı ve  Aile,http://tavsiyeediyorum.com

 

 

01 Nisan 2015 In Ayın Makalesi 0 yorum

nisan_2015_ayin_makalesi.jpg

 

Mustafa Kemal Atatürk’ün uşağı olan Cemal Granada bir hatırasını şöyle anlatıyor: Bir gün yine

 Atatürk, tarihle ilgili kalın bir kitap okuyordu. Öylesi ne dalmıştı ki çevresini görecek hali yoktu. Ülke ile ilgili bir sürü sorunlar dururken Devlet Başkanının kendini tarihe vermesi, Vasıf Çınar’ın biraz canını sıkmış olacak ki Atatürke şöyle dediğini duydum. Paşam!  Tarihle uğraşıp kafanı yorma. 19 Mayısta kitap okuyarak mı Samsuna çıktın? Atatürk. Vasıf Çınar’ın bu samimi yakınmasına gülümseyerek şöyle karşılık verdi: Ben çocukken fakirdim. iki kuruş elime geçince bunun bir kuruşunu kitaba verirdim. Eğer böyle olmasaydı, bu yaptıklarımın  hiç birini yapamazdım.

Okuma alışkanlığı kişinin bir gereksinim olarak algılaması sonucu okuma eylemini, yaşam boyu sürekli ve düzenli biçimde gerçekleştirmesidir. Kişilerin okumayı öğrendikten sonra bu eylemi zevkle yapmalarını sağlamak için kazanmaları gereken önemli bir beceridir. Okuma alışkanlığının, temelinin aile içinde atıldığı ve devamının eğitim sisteminde öğretmenler tarafından öğrenciye kazandırıldığı düşünülürse bu alışkanlığın kazanımında aile ve öğretmenlerin rolü büyüktür. Çocukların ilk alışkanlıklarını kazandığı ve ilk öğrendiklerinin ailede gerçekleştiği düşünülürse çocuğun önünde ebeveynlerin sergilemiş olduğu tutum ve davranışlar, ileride çocuğun okuma alışkanlığını önemli ölçüde etkiler. Okumayan, çocuklarının okumasına destek olmayan ebeveynlerin çocuklarının gerçek anlamda okuma alışkanlığına sahip olması beklenemez. Aksine ebeveynin bu konuda çocuğuna karşı göstereceği ilgi ve vereceği destek çocuğun okuma eğiliminin sürekli, düzenli biçimde ve eleştirel bir içerikte gerçekleşmesini sağlayacaktır. “Çocukların aile üyeleriyle olan ilişkileri, diğer bireylere, nesnelere ve tüm yaşama karşı aldığı tavırların, benimsediği tutum ve davranışların temelini oluşturur..(Yavuzer 2002: 132). Ayrıca ebeveynlerin eğitim düzeyi, mesleği ve ekonomik düzeyi bu alışkanlıkların kazandırılmasında etkilidir. Çocuklara okuma alışkanlığının kazandırılması için anne-babalara önemli görevler düşmektedir.

Bu alışkanlığı kazandırmak için: Küçük yaşlarda, çocuğa özel zaman ayırarak, onun ilgi düzeyi ve yaşına uygun öykü, masal kitaplarını okuyarak temeller atılabilir.

–  Ev de hem aile fertlerinin hem de çocukların ulaşabileceği bir yere farklı türde kitapları içeren bir kitap köşesi oluşturulabilir.

–  Kitaplar çocukların ilgi alanlarına göre ve çocukla birlikte seçilmelidir.

Anne babalar, çocukla birlikte alışverişe veya gezmeye gittiklerinde, bir kitapçıya ya da kitap-dergi reyonuna uğramayı ihmal etmemelidirler.

–  Kitap okuma alışkanlığının kazanılmasında kütüphane kullanımının etkisi büyüktür. Bu nedenle çocuklar için çevre kütüphanelerin tanıtılmasına yönelik gezilerin yanında okul kütüphanesinin aktif kullanımı için yönlendirilmeleri yararlı olacaktır.

Anne babaların ödül listesinde mutlaka kitap olmalıdır.

– Çocuğu sürekli okuması yönünde uyarmak yerine, kitap okuduğunda onu destekleyerek motive etmek daha doğru olacaktır.

Yaşına uygun bir dergiye abone olması ya da düzenli bir şekilde takip etmesi için yol gösterilebilir.

Bu konuda araştırmaları bulunan Baumbergerin (Baumberger 1990: 45) ebeveynlere önerileri ise aşağıda sıralanmıştır;

Ebeveynler çocuklarına yüksek sesle ve sıkça hikayeler okuyabilir ve anlatabilirler. Çocukların gereksinimleri ve yaşına göre ebeveynler evlerinde kitaplık oluşturabilirler.

Ebeveynler ailece belli zamanlarda, belli bir sürenin okumaya ayrılmasını sağlayabilirler.

Ebeveynler, çocuklarını verdikleri harçlıkların bir kısmını kitap almak için harcaması konusunda eğitebilirler.

Çocukların kitap okumayı sevmesinde en önemli etken yaş ve seviyesine uygun kitapların okutulmasıdır. Onların ilgi alanlarına yönelik kitaplar verilmesi, çocuklar tarafından bu kitapların sevilerek ve istekle okunmasını sağlayacaktır.

İlköğretim çağındaki çocukların okuma bilgileri  ilköğretim boyunca değişim göstermektedir.

Birinci sınıfın ikinci döneminde ve ikinci sınıfta hayvan masalları,çocuk hayvan dostluğunu içeren hikayeler,

Üçüncü sınıfta kahramanı çocuk olan serüvenler

Dördüncü ve beşinci sınıflarda kahramanlık, yiğitlik hikayelerinin ve destanlarının okutulması yararlı olacaktır.

Okutulacak kitapların, ilk yıllarda bol resimli az yazılı olması daha uygundur. Kitabı sevdirmek ve çocuklarda okuma zevki oluşturmak için sesli okumalar yapılmadır. Çocuklara okurken, mümkün olduğu kadar komik ve ilgi çekici olunmalıdır. Bunu sağlayabilmek için metni, sesi kimi yerde alçaltarak, kimi yerde yükselterek, iki kişinin konuşması olan yerlerde değişik seslerle yazıyı canlandırarak, oyun oynuyormuşçasına okumalıdır.

Kitap okuyan çocukların eğitim süreci kolaylaşır. Birçok aile çocuklarının kitap okumasını sağlayamamaktan yakınır. Eline bir kitap alıp uzun süre okumaktan sıkılan çocuk, saatlerce televizyon ve bilgisayar başında oturmaktan hiç şikayet etmez. Anne babasını bir kere olsun eline kitap alıp okurken görmeyen çocuklar, Televizyonun başından kalk da biraz kitap oku!.diyen sese aldırmaz. Ailelerin çocuklarını en az çizgi film ve bilgisayar oyunları kadar eğlenceli olan kitapların dünyasına çekebilmesi için, çocuk kitap okumanın faydasına inanmalı ve ihtiyaç hissetmelidir.

Sizce Suçlu Televizyon mu?

Yarım yüzyıl önce kitaplar aileler için akşam eğlencesiydi. Ama günümüzde oçoğu aile akşamları büyük ekranlı televizyonlarının önüne oturmaktadır.

Halkımızın televizyonla kurduğu yakın ilişkinin, yetişkinlerin olduğu kadar çocukların da okuma alışkanlıkları üzerinde olumsuz etkisi olmaktadır.

Televizyonun çocuğunuz üzerinde olumsuz bir etki yaratmasını nasıl engelleyebilirsiniz?

Okumak ailenizin günlük faaliyetlerinden biri olsun. Çocuğunuzun günde sadece 1 saat TV izlemesine izin verin ( bilgisayar oyunlarına ayrılan zamanı da kısaltın) Onun şiddet içeren TV programları izlemesine engel olun. Programları çocuğunuzla birlikte izleyin. TV izlemediği zamanlarda başka faaliyetlerde bulunduğunda onu övün.

TVyi kullanarak isteksiz bir okuyucuyu nasıl güdülüyebilirsiniz?

– Çocuğunuz gazetedeki TV programlarını ve açıklamaları okusun. Ona tanıdığınız 60 dakikalık süreyi bu şekilde program seçerek doldursun.

Sinemalaştırılmış kitapları izledikten sonra, birlikte kütüphaneye gidin ve o kitabı veya aynı yazarın başka kitaplarını tarayın.

Doğa ile ilgili belgeseller aracılığı ile de çocuklarınızı kaynak kitaplarla tanıştırabilirsiniz    ( ansiklopediler, atlaslar, resimli sözlükler).

Gezi programları sayesinde ise çocuğunuz yeni ülkeler ve insanlarla tanışır. Böyle bir programı izledikten sonra, bir duvar haritasını ya da küreyi kullanarak programda sözü edilen yeri bulabilir ve ya ansiklopediden o yerle ilgili daha geniş bilgi elde edilebilir. Bu ülke ya da yöre ile ilgili halk masalları içeren bir kitap da onun ilgisini çekebilir.

OKUMA ALIŞKANLIĞININ GELİŞTİRİLMESİNDE ÖNEMLİ SORULAR

Çizgi Romanlar Okunabilir mi? Eğer çocuk çizgi romandan ya da herhangi bir şeyi okumaktan zevk alıyorsa, bırakın okusun. Önemli olan nokta, onların okumasını sağlamaktır. Okumayı iyice öğrendikten sonra, onları daha iyi kitaplara yönlendirmek kolay olacaktır.

Ben de Çocuğuma Okumalı mıyım?Her yaşta çocuk kendisine bir şey okunmasından hoşlanır. Anne ya da babanın düzenli bir şekilde çocuğa kitap okuması, ondaki okuma sevgisini geliştirmenin en iyi yollarından biridir. Çocuklar yetişkinlerkopyalar. Anne-babalar okumaya değer verdikleri ve bazı faaliyetleri çocuklarıyla paylaştıklarında, onlar da aynı şeylere değer vereceklerdir.

Çocuğumun Okumasını dinlemeli miyim? Okuma sırasında çok fazla tekrar ettirmek onu bıktırır. Okuması dinlenmeli ancak sık sık kesip düzeltmeler yapılmamalıdır. Çocukla okuduğu şey hakkında konuşmak ve tartışmak daha önemlidir.

Hatalarını Düzeltmeli miyim? Yetişkinlerin yaptıkları en büyük hata fazla yardım etmektir. Çocuk bir sözcüğü yanlış okursa sesinizi çıkarmayın. Yanlış okuduğu sözcüğün anlamını değiştirip değiştirmediğini anlamak için cümlenin gerisini dinleyin. Örneğin küçük bir köpekkelime grubu, küçük bir köpecikolarak okunmuşsa karışmamanızı öneririz. Çocuk öykünün anlamını değiştiren hatalar yapıyorsa, anlamın değiştiğini kendisinin kavramasını bekleyin. Önemli olan, anlamını kendiliğinden izlemesidir. Devam ediyorsa, bir cümle veya paragrafın başında durdurun. Ne anladığını sorun. Anlam için yeniden okumaya yüreklendirin. Bir sözcük çok zorsa, tümcenin sonuna kadar okutun ve eksik olan sözcüğün anlamını bulmaya çalışmasını isteyin. Bulamıyorsa siz söyleyin.

Okuduğunu Kavramasına Nasıl Yardımcı Olurum? Zihinsel canlandırma yapmasını yüreklendirerek, çocuğa kavramanın en büyük gereçlerinden biriyle yardım edebilirsiniz. Kitapta anlatılanlarla, akıldan film çevirme alıştırmaları yapın. Birlikte öyküde okuduklarının resmini çizmeyi deneyin. Resimsiz kitaplar kullanın ya da resimlerin üstünü kapatarak kendi fikirlerinizi oluşturun. Araştırmalar; kavraması iyi olanların, içgüdüsel olarak okuduklarının akıldan resmini yaptıklarını, dolayısıyla bu önemli stratejiyi kullanarak, başarılı olduklarını göstermiştir.

Okumadığı Durumlarda Ne yapmalıyım?

Çocuk okumaya direnç gösteriyorsa, bu durumda ne kadar baskı altında olduğunu düşünmek gerekir.

Ayrılan süre çok uzun mu?.

Daha kolay kitaplar mı seçmelisiniz?

Kusursuzluk beklentisinde misiniz?

Yeterince övgüde bulunuyor musunuz?

Arada bir sırayla okuyor musunuz?

Okumanın akıcı olmadığı durumlarda Ne yapılmalı?

Rahat bir yerde çocuğunuzun yanına oturun. Çocuk sağ elini kullanıyorsa, karşı taraftaki sol yarımküreyi uyarması için sesinizin onun sağ kulağından gireceği şekilde oturun. Çocuk kitabı tutar ve yüksek sesle okur. Sizin işiniz, normal bir hızda onunla birlikte okumaktır, böylece ona ritim ve vurgu duygusu verirsiniz. Sesi zayıflayabilir, ama elinizden geldiğince okumayı sürdürmesini sağlayın. Sesiniz onun kılavuzudur; tümceler daha tanıdık gelinceye kadar o sizin gölgeniz olacaktır. Kendine güvenene kadar her öyküyü tekrarlayın. Günde en az on dakika akıcılığın oluşmasını sağlar. Çocuklar hataları bile bile yapmazlar. Bu nedenle okuması asla eleştirilmemelidir.

Okuma Alışkanlığını Nasıl Kazandırabilirim?

Çocuklar öğrenmeye hazır bir alt yapıyla doğarlar. ilk yıllarda taklit yöntemini sıkça kullanırlar. Anne-baba davranışları her zaman model oluşturur. Çocuk anne-babanın kitap okuduğunu görmelidir. Evinizde okuma saati uygulaması yapabilirsiniz. Tüm aile bireyleri aynı saatte okuma yapabilir.

Alışkanlık, herhangi bir durum karşısında aynı tepkiyi ve davranışları gösterip, yerleşik şekilde tekrar etmektir. O kadar ki, kişi bunu yaptığının farkına bile varmaz. Çünkü yerleşik hale gelmiştir ve zorlanma yoktur, güç gelmez, artık sıradanlaşmıştır.Yaşam içinde önemli olan ve alışkanlık haline gelmesi gereken durumlar vardır. Örneğin, diş fırçalama, yemeklerden önce ve sonra el yıkama...

Önceleri uygulamanın yerleşmesi için takip gerekir. Hoşlanılarak ve severek yapılacak bir ortam yaratılması durumu kolaylaştırır. Faydalı ve gereklilik olduğuna inanılması önemlidir. Tekrarlar alışkanlık oluşmasında en önemli etkenlerdendir. Olumlu pekiştireçlerin kullanımı süreyi daha kısaltabilir.

Kitap okuma alışkanlığı da çocuklarımız için kazandırılması gereken alışkanlıkların başında gelir. Bu alışkanlığın geliştirilmesinde ailenin model olması önemlidir. Okuma alışkanlığı olmayan bir ailede zaten özel bir çaba da gösterilmeyecektir. Ailenin kitap okuma alışkanlığı kazandırmaya desteği de hassas bir özellik gösterir. Ebeveyn çocuğu ile yeterli bir iletişim içinde olmayıp, bireysel olarak kitaplara gömülüyorsa, antipatik bir durumda yaratabilir.

Çocuğu ile paylaşımcı şekilde, merak duygusunu uyandırarak, alışkanlık kazandırma çabası içinde olmak gerekir. Kitabın çokluğu bazen göz korkutucu da olabilir. Hedef koymak önemlidir. Bir kitabın okunup, tamamlanıp, sonra başka bir kitap alınması uygundur. Hatta, kitap üzerinde gerekli konuşmaları, paylaşımları ve eleştirileride yaptıktan sonra... Okunan kitap çocuğun zihninde iz bırakmalıdır.

Kitap okuma alışkanlığının temelleri neredeyse bebeklik çağında atılmaya başlar. Bebek elleri ile kavrama yapabildiğinden başlayarak, kumaş gibi malzemelerden yapılmış, yuvarlak hatlı bir-iki yapraklı kitaplar verilebilir. Banyoda oyun ve yıkanma bir arada düşünülerek naylon malzemelerden yapılmış, suya dayanıklı kitaplar 1-2 yaşlar için uygundur. Çocuk ‘’kitap’’ adı verilen obje ile tanışır. Resimler ayrıntısız olup, canlı renkler kullanılmalıdır.

3-4 yaşlarında sayfa sayıları artar, renk ve figür sayısı biraz daha çoğalır. Çoğunlukla objeleri ve bazı kavramları tanıtan bu kitaplarda her sayfada birer sözcük kullanılabilir. Çocuk harfleride görsel olarak tanımaya başlar.

Okulöncesi dönemde kısa öyküler, hayvan ve bitki öyküleri, masallar çocukların ilgisini çeker. Hikayelerde sayfa sayısı artmıştır. Kahramanlar çocuğun algılayabilmesi ile orantılı olarak 3-5 e çıkmıştır. Resimler daha ayrıntılı çalışılmıştır. Çocuklar bu dönemde anlatılan öyküleri dinlemekten büyük zevk alırlar. Öykülerin  ses tonuna, noktalama işaretlerine, mimiklere dikkat edilerek okunması ve anlatılması çok önemlidir.

Çocuğun okunan yada anlatılan öyküyü çok iyi anlaması gerekirki bundan zevk alabilsin. Çocuklarla öykü oluşturma ve yarım bırakılan öyküyü birlikte tamamlama okuma ve kitap zevkini artıracak çalışmalardandır. Öykülerin resimlemesi de cazip olmalıdır. Dikkati çekmesi gereken özellikler ön plana çıkarılabilmeli, arka plan daha flu çalışılmalıdır. Gereksiz ayrıntılardan sakınılmalı, göze karmaşık gelmemelidir.

 Okulöncesi çağda öykülerin yazıları da artmıştır. Harfler düzgün ve olması gerektiği gibi olmalıdır.

 Çocukla birlikte öykü kitabı hazırlama etkinliği yapılabilmeli ve çocuk, kendisinin bir eser ürettiğinden mutlu olmalı ve kitabını arkadaşları ve öğretmeni ile paylaşarak kitap sevgisi pekiştirilmelidir. Kitap hazırlama değişik malzemeler kullanılarak kolaj şeklinde hazırlanabilir. Anne yada baba ile birlikte üretilen öykünün resimlenerek hazırlanması şeklinde de olabilir. Ya da çocuğun değişik zamanlarda yaptığı resimler derlenerek birlikte bir öykü üretilerek kitapta hazırlanabilir.

Çocuğun odasında küçük  ve sevimli bir kitaplığa yer verilebilir. Hatta çocukla birlikte tasarlanıp, boyanabilir, ya da çocuğun beğenisi doğrultusunda yaptırılabilir.

Oyuncak bebeklerin kitaplıkları ve kitapları olabilir. Çocuk bu oyuncaklarla oyun kurabilir.

Televizyon ve bilgisayar gibi görsel kullanımlı araçlar, kitap okumanın önünde en büyük engeldirler. Bu nedenle, çocuğun günlük yaşamının programlı olması ve yaşına uygun olarak, en az yer verilecek zaman dilimleri planlanmalıdır. Bu araçların kullanımında, yarar en üst düzeyde düşünülerek, programlar seçilmelidir.  Kitap okumayı sevdirecek, kitaba ilgi uyandıracak  program seçimleri, ebeveynlerin üzerinde önemle duracakları hususlar olmalıdır.

Evde, bahçede, sınıfta, bekleme gerektiren yerlerde mutlaka gazete, dergi, kitap gibi okumayı çağrıştıracak kaynakların bulundurulmasına dikkat edilmeli ve önem verilmelidir. Bekleme gerektiren yerlerde  çocuk yapacak bir şey bulamayınca ister istemez meşgul olmak isteyecektir ve kendiliğinden yazılı kaynaklara yönelecektir. Ancak, yanında cep telefonu bulunan bir çocuk ise hiçbir zaman kitabı tercih etmeyebilir, oyun ve uygulamaları tercih edebilir. Evde, bahçede, sanki ortada bırakılmış gibi, kolay ulaşılırlık sağlanan kitaplar ise merak duygusu uyandırabilir.

Çocuğun yaş, beğeni ve gelişim seviyesine uygun kitap seçimi de okumaya ve kitaba ilgiyi doğru orantılı olarak etkiler. Çocuğun zevk alamayacağı bir kitap, okuma isteğini köreltir. Gelişim seviyesinin altında bir kitap ilgi çekmez, yine gelişim seviyesinin üstünde bir yayın da algılama problemi yaratacağından sıkıntı yaratabilir. Bu nedenle kitap seçimlerinin yaş ve  gelişim seviyesine uygunluğu çok önemlidir.

Çocukla, ilköğretim çağında  bazı sözcük oyunları oynayarak, çocuğun daha çok sözcük bilmeye ihtiyacının olduğunun farkettirilmesi ile kitap okumaya ilgi artırılabilir. Çocuk, ihtiyacı hissetmeli...

Çocuk, doğum günü gibi özel günlerinde kitapla ödüllendirilebilir, kendisine ve arkadaşlarına  hediye seçiminde öncelik olarak düşünülebilir. Ancak, bu durum standart hale de getirilmemelidir. Çocuğun hislerini de her zaman için dikkate alıp, zorlayıcı tavır içinde olmaktan sakınılmalıdır.

Aile sohbetleri içinde okunan kitaplar yada yazılarla ilgili yorumlar paylaşılabilir. Anne-babanın güncel, okunan yazılarla ilgili paylaşımlarında, çocuğunda fikrini söylemesi ve kitaba ihtiyaç duyurulması önemlidir. Bazende anne-baba, sanki kendi aralarında konuşuyor gibi yaparak merak ve ilgi uyandırma çabası içinde olmalıdırlar.

Okullarda kitap okuma saatlerinin daha iyi planlanması gerekmektedir. Yalnızca çocuğun okuduğu kitap sayısı üzerinde durulmadan, okunan kitapların yorumları, aynı öyküyü yada romanı okuyan çocuklar arasında tartışılmalı, her çocuğun farklı yorumları olabileceği üzerinde durarak sınıf içi paylaşımlar artmalıdır.

Anaokulu ve ilköğretim çağında çocuklar öğretmenlerine daha fazla önem verdikleri için öğretmenler MODEL olduklarını asla unutmayıp, kitap okuma ile ilgili gerekli söz, davranış ve tutum içinde olmalıdırlar.

Anaokullarında kitapçılara, kütüphanelere, kitap fuarlarına gezilere daha fazla yer verilmeli, gezi planlanırken çocuklara iyi bir motivasyon sağlanmalı, keyifli ve neşeli olmasına ayrıca dikkat edilmelidir. Bu gezilerde çocukların mutlaka sevdikleri bir kitabı almaları sağlanmalı, ebeveyn-öğretmen iletişimi ile evde çocuklara okunan kitaplar, belli bir gün saptanıp, sınıfta şenlik şeklinde değişimi yapılarak en üst düzeyde yararlanma sağlanmalıdır. Bu şekilde sınıfta öğretmenlerin kitaba öneme dikkat çekerek ve ailelerinde katılımıyla temiz, yırtılmamış, buruşmamış haliyle değişim sağlanmalıdır. Daha sonrada belki sınıf kitaplığı oluşturulabilir. Velilerle birlikte kitap okuma yapılıp, öyküdeki kahramanlar çocuklarla birlikte canlandırılabilir.

Kitap fuarlarında çocuklar yazarlarla tanışıp, aldıkları kitapları imzalatabilir. Yazarla konuşup, nasıl bir öykü istedikleri ile ilgili geri bildirimlerde bulunabilirler. Okudukları kitapların sonucu hakkında değerlendirme yapabilirler.

İlköğretim çağında, çocukların, uygun dergilere abone olmaları, okuma zevkini destekleyecektir. Çocuğa değer verilerek ismine bir dergi gelmesini sağlamak onu motive edecektir. Okumaya ilgiyi artırmak, kitap okuma alışkanlığı edinilmesine zemin hazırlar.

Çocuğumuzun eline bir kitap verdiğimizde bizde bir kitap okumaya başlamalıyız ki, çocuk sıkılıp, vazgeçmeye çalıştığında bizi okuyor görünce O da okumaya devam etsin. Bu şekilde, hiç değilse birkaç satır daha fazla okumasını sağlayabilir, kitaba dikkatini artırabiliriz.

Çocuğa ‘’kitap oku’’ denileceğine, çocuk kitap okuduğunda, kitabı ile ilgilenmek ve paylaşımda bulunulması kitaba motivasyonu artıracaktır.

Kaynakça

Ahmet Maraşlı , Okumayı Sevdirme Yolları

03 Mart 2015 In Ayın Makalesi 0 yorum

Oyun oynamanıçocuk gelişimindeki rolü ebeveynler tarafından maalesef atlanabiliyor. Oyun; çocuklara kim olduğunu, neler yapabildiğini ve etrafındaki dünya ile nasıl etkileşime geçeceğini öğretme fırsatı sunduğundan çocuklar için çok faydalıdır.

Ebeveynler genelde oyunun çocuklar için içgüdüsel bir şey olduğuna inanırlar yani bir yetişkinin yardımı olmadan da çocuğun kendi kendine oyun oluşturabileceğini düşünürler. Çok küçüçocukların kendi kendilerine oyunlar başlattıkları doğrudur ama şunu bilmeliyiz ki bir çocuğun oyun yaratma konusundaki içgüdüsü,eğer ebeveyn çocuğun oyun yaratma sürecini stimüle etmeye yönelik katkılarda bulunmuyorsa yavaş yavaş yok olmaktadır. O nedenle ebeveynlerin çocuklarıyla oyun oynamaları çok önemlidir.

Oyunla çocuğunuzun günlük problemleri çözmesine, düşünceleri test etmesine ve hayal gücünü keşfetmesine yardımcı olabilirsiniz.

Yetişkinlerle oyun; çocuğun düşüncelerini, duygularını ve ihtiyaçlarını anlatabilmesine yarayacak şekilde bir kelime hazinesi geliştirmesini teşvik eder.

Oyun sıra beklemeyi, paylaşmayı ve başkalarının hislerine özen göstermeyi öğreterek çocukların sosyal becerilerini arttırır.

Oyun oynarken çocuğunuzda özgüven ve yeterlilik hissini teşvik etmiş olursunuz.

Oyun, çocuğunuzla aranızda sıcak ilişkiler ve güçlü bağlar kurmak için çok faydalıdır.

Araştırmalar, küçükken ebeveyni ile rol yapma ve hayal gücüne dayalı oyunlar oynayan çocukların ileride daha yaratıcı olduklarını ve daha az davranış problemi sergilediklerini göstermektedir.

           Peki ebeveynler çocuklarıyla oyun oynarken nelere dikkat etmeli?

   Çocuğunuzun liderliğini izleyin

       Çocuğunuzla oyun oynamanın ilk adımı ona kendi fikrinizi empoze etmek yerine çocuğunuzun liderliğini, fikirlerini ve hayal gücünü takip etmektir. Komutlar ve yönergeler vererek aktiviteleri organize etmeye çalışmayın. Çocuğunuza herhangi bir şey öğretmeye çalışmayın. Onun yerine, çocuğunuzun hareketlerini taklit edin ve onun size söylediklerini yapın. Kısa zaman sonra göreceksiniz ki siz arkanıza yaslanıp ona kendi hayal gücünü deneyimleme fırsatı verdiğinizde çocuğunuz oyunla daha çok ilgilenmeye ve daha yaratıcı olmaya başlayacak. Bu yaklaşıçocuğunuzun kendi başına oyun oynama ve düşünme becerisinin gelişimini de destekleyecektir.

    Oyunun hızını çocuğunuza uydurun

   Küçüçocuklar oyun oynarken aynı aktiviteyi tekrar tekrar yapma eğilimindedirler. Çünkü çocuklar kendi becerilerine güvenmeyi başarabilmek için aynı şeyi pek çok kez tekrarlamaya ihtiyaç duyarlar. Eğer henüz hazır değilken yeni bir şeyi denemeye itilirlerse kendilerini yetersiz hissedebilirler ya da hayal kırıklığına uğrayıp ebeveynle oynamaktan vazgeçebilirler. O nedenle, oyunun hızını çocuğunuzun temposuna uygun hale getirdiğinizden emin olun. Hayal gücünü kullanabilmesi için ona bolca vakit verin. Sadece sıkıldığınız için onu zorlamayın. Oyunun temposunu çocuğunuza uydurmak çocuğunuzun dikkat süresini genişletecektir ve tek bir aktiviteye belli bir süreliğine odaklanmasını teşvik edecektir.

   Çocuğunuzun ipuçlarına duyarlı olun

        Çocuğunuzla oynarken size verdiği ipuçlarını takip edin. Eğer yapboz yapmakla ya da herhangi başka bir oyunla ilgilenmiyorsa çocuğunuzun yapmayı istediği bir aktiviteye geçin. Ona periyodik olarak yeni aktiviteler sunabilirsiniz ve ilgi gösterdiğinde destekleyici şekilde ona karşılık verebilirsiniz. Eğer oynadığınız; kart oyunu, sinema bileti satmak, fırlatma oyunu gibi tamamen başka bir şeye dönüşürse sakın endişelenmeyin.

Güç mücadelesine girmeyin

     Pek çok ebeveyn farkında bile olmadan çocuklarıyla bir rekabet ilişkisi kurar. Oyun oynarken çocuklarına oyunu kuralına göre oynamayı ya da kaybetmeyi öğretme gereği duyarlar. Oyunda kendilerine düşen kısmı o kadar iyi yaparlar ki çocuğun kendini yeterli hissedebilmesine fırsat vermezler. Oyunun temel amacı çocuğun kendini yeterli ve bağımsız hissetme duygusuna katkı sağlamak, çocuğa kontrol ve gücü ele almak için uygun fırsatı vermektir. Çocuklar yetişkinlerle etkileşimlerinde bu şanslara çok az sahip olurlar.  Oyun, kontrolü çocuğa vermenin ve kendi kurallarını uygulamasının güvenli olduğu tek zamandır.

Çocuğunuzun fikirlerini ve yaratıcılığını övün ve cesaretlendirin

     Çocuğunuzla oyun oynarken onu yargılamayın, düzeltmeyin ya da onunla zıt gitmeyin. Önemli olan şey çıkan ürünün ne olduğu değil çocuğunuzun yaratıcılığı ve deniyor olmasıdır. Çocuğunuzun fikirlerini, düşüncelerini ve davranışlarını övmenin yollarını bulmaya çalışın. Odaklanma, kararlılık, problemi çözmek için çabalama, yaratıcılık, duygularını ifade etme, işbirliği yapma, motivasyon ve özgüven gibi bir çok beceriyi övebilirsiniz. Çocuğunuzu övme yöntemlerini öğrenirken bir egzersiz olarak her 2 ya da 3 dakikada bir çocuğunuzun yaptığı bir şeyi övmeyi deneyebilirsiniz.

Hayal gücü ya da taklide dayalı oyunlar oynayarak duyguları anlamayı öğrenmesini teşvik edin

     Çocukların taklit oyunlarını teşvik etmek sadece çocukların hayal dünyasını, yaratıcı düşünce ve hikaye anlatma becerisini geliştirdiği için değil çocuklara duyguları düzenlemeyi ve paylaşmayı öğrettiği için de faydalıdır. Pek çok sağlıklı çocuk taklit oyunlarını 3 yaş civarı yapmaya başlar ve bazıları 18 ay kadar erken bir zamanda bile yapabilir. Hayali arkadaşlar 4 yaş çocuklarında yaygındır. Bu tarz oyunları teşvik etmeniz önemlidir. Çünkü bu oyunlar çocuğunuz pek çok duygusal, zihinsel ve sosyal beceriyi kazanmasına katkı sağlar. Kutuların ve sandalyelerin ev ve saray olmasına izin verin, oyuncaklar akrabalara, arkadaşlara ve favori çizgi film karakterlerine dönüşsün. Taklit, hayal gücü oyunları çocukların neyin gerçek neyin gerçek dışı olduğunu anlamalarına yardımcı olur. Rol oyunları bir başkası olma hissini deneyimlemelerine yardım eder ki bu da başkalarının hislerini anlama ve onlara duyarlı olmayı öğretir.

 Açıklayıcı yorumlar yapın

     Genelde ebeveynler oyun oynarken arka arkaya sorular sorarlar: Bu hayvan ne?Kaç tane beneği var?” Nereye gidiyor?Ne yapıyorsun onunla?... Ebeveynler sorular sorarak çocuğun öğrenmesine yardımcı olduklarını düşünürler ama bu yaklaşım genelde tam tersi etki yaratır. Çocuklar daha kapalı, sessiz ve özgürce konuşma konusunda çekingen hale gelirler.

   Çocuğunuzun oyunuyla ilgilendiğinizi göstermek için çocuğunuzun ne yaptığı hakkında destekleyici yorumlar ve açıklamalar yapmalısınız. Bu yaklaşım dil gelişimini de aktif şekilde stimüle etmektedir. Örneğin, Arabayı garaja koyuyorsun. Şimdi araba benzin alıyor.” vb. Kısa zamanda çocuğunuzun kendiliğinden sizin yorumlarınızı taklit etmeye başladığını göreceksiniz. Eğer açıklayıcı yorumlar sunmak konusunda kararlı olursanıçocuğunuzun bu tarz bir ilgiden çok hoşlandığını ve bu iletişim şeklinin çocuğunuzun kelime hazinesine katkıda bulunduğunu görürsünüz.

  Eğer soru soruyorsanız, sayısını kısıtlı tutmaya ve aldığınız cevaptan sonra çocuğunuza olumlu geribildirim vermeye mutlaka dikkat edin. Örneğin, Bu hayvan nedir?” diye sordunuz ve çocuğunuz Zürafa.” diye cevap verdi, bu durumda Evet, zürafa. Sen hayvanları tanıyorsun. Hem de bu zürafa sarı.” diye bir ekleme yapabilirsiniz.

Çocuğunuzun problemi tek başına çözme becerisini teşvik edin

   Bazen ebeveynler yardımcı olmaya çalışırken çocukların problemi nasıl çözeceğini ve kendi başına oyun nasıl oynanacağını öğrenmesini zorlaştırırlar. Ebeveynin çok fazla yardım etmesi ya da işin tamamını üstlenmesi çocuğun başarı, kendine güven hissini azaltmakta ve yetişkine bağımlılığı teşvik etmektedir. Çocuğunuza onun için yapbozun tamamını yapacağınızı söylemek yerine birlikte yapmayı önerin. Sadece ihtiyacı olan kadar destek verin ve yapboz üzerinde çalışmaya devam etmesi için onu övün. Bir başarı hissi yaşamasına imkan vermeyecek kadar çok yardım asla vermeyin.

Oyuna ilgi gösterin

     Çocuklar sessizce oyun oynarken pek çok ebeveyn doğal olarak bu durumu kendi işlerini tamamlamak için bir fırsat olarak görür ( Yemek yapmak ya da gazete okumak gibi). Bunu yaparak çocuğa sessizce oyun oynamasını ne kadar takdir ettiğinizi gösterememiş olursunuz. Sonuç olarak çocuğunuz tek başına, düzgün bir şekilde oyun oynadığında kendini görmezden geliniyor hisseder ve sadece gürültü çıkardığında ya da dikkat çekmek için bilinçli bir şeyler yaptığında ilgi toplayabildiğini düşünür.     

    Çocuğunuzun düzgünce oyun oynamasını takdir etmeli ve oyununa aktif olarak katılmalısınız. Eğer oyuna ilgi gösterirseniz sizin dikkatinizi çekmek için uygunsuz yollar bulmaya daha az ihtiyaç duyacaktır. Aslında, pek çok anne baba çocuklarına düzenli olarak günde yarım saatlik oyun vakti ayırdıklarında, daha sonra kendilerine özel vakit ayırmaya daha çok fırsat bulduklarını söylemektedir. Eğer çocuklar her gün düzenli olarak ebeveynden belli bir ilgi görecekleri konusunda emin olurlarsa ilgi çekmeye yarayacak uygunsuz davranışlar icat etmek zorunda kalmıyorlar.

      Oyunla ilgili birkaç uyarı

Oyun sırasında çocuğunuzun uygunsuz şeyler yapacağı ya da bağırarak, huysuzlanarak, oyuncakları atarak yıkıcı davranışlar sergileyeceği zamanlar olabilir. Eğer davranışı görmezden gelmeniz mümkünse kafanızı çevirin ve çok çekiciymişçesine başka bir oyuncakla oynamaya başlayın. Çocuğunuz uygun bir şekilde davranmaya başlayınca ona yeniden ilgi göstermeye başlayabilirsiniz. Eğer davranış görmezden gelemeyeceğiniz kadar kötüyse  Oyuncaklarını atacaksan, oyunu durdurmamız gerekir.” gibi bir cümleyle oyunu bitirin.

Bazen ebeveynler çocuklarıyla oyun oynamaya direnç gösterirler, çünkü oyunu bitirmek istediklerinde büyük bir mızmızlanma yaşanacağından emindirler. Bunun çözümüçocuğunuzu oyunun bitişine önceden hazırlamaktır. Oyun zamanının bitmesinden 5 dakika önce şöyle diyebilirsiniz: 5 dakika sonra ben oyunu bırakacağım.İtiraz ya da protestoları görmezden gelmeniz ve başka bir şeye odaklanarak çocuğunuzun ilgisini kaydırmanıönemlidir. 5 dakika geçtikten sonra “Şimdi benim oyunu bitirme zamanım. Seninle oyun oynamak çok hoşuma gitti.” demeli ve odadan ayrılıp itirazları görmezden gelmelisiniz.  Çocuğunuz daha uzun süre oynamak için sizi manipüle edemediğini bir kez öğrendi mi itirazlar yok olacaktır. Ayrıca, her gün düzenli olarak oyun vaktiniz olduğunu fark edince yarın yine sizinle oyun fırsatı yakalayacağını bildiğinden itiraz etmeye daha az ihtiyaç duyacaktır.

KAYNAKÇA:

• Doç. Dr. Selahattin Şenol, “Çocuk ve Oyun

• Prof. Dr. Haluk Yavuzer, “Çocuk Psikolojisi

02 Şubat 2015 In Ayın Makalesi 0 yorum

 

 

111.jpg

 

Çoğu çocuk iki yaşını tamamladıktan kısa bir süre sonra taklit ve karakter oyunları oynamaya başlar. Okulöncesi dönem boyunca, bu tarz oyunların içeriği gelişir ve süresi uzar. Çizgi film kahramanları gibi tanıdıkları karakterler ile özdeşleşerek küçük çocuklar yaşamı kendi perspektiflerine göre yeniden oluştururlar ve yarattıkları bu yeni dünyada bir kontrol duygusu yaşarlar.  Taklit ve karakter oyunları sayesinde kim olmak istiyorlarsa onu olabilme şansı yakalarlar.

Bir karakterle özdeşleme şeklindeki oyunlar çocukların hem zihinsel hem de sosyo-duygusal gelişimi için önemlidir. Bir çizgi film karakterinin yerine geçen çocuk, o karakterin bakış açısını anlamaya çalışır. Bu çaba sadece zihinsel süreçleri ve yaratıcı düşünceyi geliştirmekle kalmaz aynı zamanda çocukların empati duygusu kazanmalarına fırsat verir. Bir süper kahraman yerine geçen çocuğun o karakterin nasıl baktığını, konuştuğunu, düşündüğünü ve davrandığını keşfetmesi gerekir.

Diğer taraftan küçük çocuklar, ebeveynin değil kendi kontrollerinde olan bir dünya hayal ederler. Çizgi film kahramanları ya da barbie bebeklerle özdeşleşme oyunları çocuğun düşünce seviyesinde ortaya çıkan bağımsızlaşma sürecinin ilk adımlarıdır.   Ayrıca, 2-6 yaş arası çocuklar engellenme, sevgi, kızgınlık gibi yaşadıkları yoğun duygularla baş edebilmenin bir yolu olarak da tanıdıkları karakterlerin yerine geçme oyunları oynayabilirler.  Oluşturdukları hayal dünyasında en güçlü, en hızlı ya da en güzel karakterlerin yerine geçerek aslında gerçek dünyada yaşadıkları korku, yetersizlik, güçsüzlük gibi duygularını yansıtmış ve büyük oranda boşaltmış olurlar.

Küçük çocuklar çizgi film karakterleriyle özdeşleşme oyununu genelde çok ciddiye alırlar ve sıklıkla hayal ve gerçek arasındaki ayrımı tam olarak yapamazlar. Karakterle özdeşleşme oyunlarında çocuk fiziksel ya da duygusal olarak kendisine ya da etrafa zarar vermediği sürece, ebeveynin neyin gerçek neyin hayal olduğu konusunda çocuğa açıklama yapması gerekmez. Çocuklar deneyimle ve başka zamanlarda onunla yaptığınız konuşmalar sayesinde neyin gerçek neyin hayal ürünü olduğunu kendiliklerinden öğrenirler.

Kız çocuklar için Barbie, erkek çocuklar için action-man gibi oyuncak karakterlere olan ilgi 5 yaş civarı en yüksek seviyeye ulaşır. Bu oyuncak karakterler sayesinde, çocuğun hayalleri kişileştirilmiş olur. Neredeyse tüm gün boyunca sıkılmadan barbie’lerle oynayan kız çocukları ya da savaşçı rolündeki oyuncak adamları dövüştüren erkek çocuklarıyla sık karşılaşırız. Oyuncaklara roller vererek ve oynatarak çocuklar kendi dünyalarını genişletmektedir. Diğer taraftan, oyun sırasında arkadaşını geçebilmek için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalıştıkça verimli bir öğrenme deneyimi yaşamaktadır.

Örneğin, her zaman kazanmak ve en güçlü olmak isteyen 5 yaşındaki Can’ı düşünelim. Can sık sık ailesine şöyle demektedir: “Ben büyüyünce Örümcek Adam’dan daha hızlı olacağım.”

Can örümcek adam kostümleri giymekte, yeni çıkan örümcek adam aksesuarlarını istemekte ve örümcek adamla ilgili her şeyi sevmektedir. En sonunda, örümcek adam kıyafetleriyle dolabın tepesine çıkıp atlamak istediğinde çok endişelenen ailesi Can’ın oyununa müdahale etmek zorunda kalmıştır. Kendisini yaralayabileceği için ailesini fazlasıyla endişelendirse de sizce de bu oyun Can’ın “sadece 5 yaşında” olduğu gerçeğiyle başa çıkmasını kolaylaştırmıyor mu?

Çocukların hayali kahramanlara ya da bir takım oyuncaklara olan tutkusu önüne geçilmesi gereken bir boyut aldığında anne ve baba ne yapmalı?

           Okulöncesi dönemde çocuğunuzun hayali kahramanlara olan tutkusu size çok abartılı gözükse de aslında sağlıklı gelişimin bir parçası olarak kabul edilebilir. Özellikle 4 yaş civarında çocuklar hayali kahramanlarla özdeşleşerek güçlü ve yeterli olmayı deneyimlemektedir. Ayrıca, bu kahramanların korktukları ya da hayran oldukları özelliklerini hayal dünyalarında yeniden şekillendirerek bu yaşa özgü zihinsel gelişim gereksinimlerini karşılarlar. Hayali kahramanlar çocuğun gerçek ile hayal ürünü arasındaki farkı öğrenme sürecini destekler. Ama yaşı ilerlemesine rağmen çocuğunuzun hayali kahramanlara olan ilgisi tutku şeklinde sürüyorsa çocuğun günlük yaşantısındaki bazı deneyim ve duygularıyla başa çıkmakta zorlandığı ve bu nedenle hayal dünyasına sığındığı düşünülebilir. Bu durumda ailenin çocukla kurduğu iletişimde daha aktif bir rol alarak, günlük deneyimlerde çocuğun güçlü ve yeterli olma, kendini ifade etme, dikkat çekme ve fark edilme, aidiyet hissi yaşama gibi temel duygusal gereksinimleri karşıladığından emin olması gerekir. Bunu sağlamanın en etkin yolu da çocukla birebir oyunlar oynamaya vakit ayırmaktır. Çocuğunuzun sizi oyun arkadaşı olarak kabul edip birlikte yeni oyunlar kurmaya başladıkça gerçek ve hayal arasındaki farkı hissettirmeye başlayabilirsiniz. Sizinle birebir oyun bir süre sonra çocuğunuza çok daha cazip gelecek ve hayali olduğunu bildiği kahramanlarla özdeşleşme oyununa ilgisini kaybedecektir.

Diyelim ki bir çocuk örümcek adam hayranı. Ona bu karakterle ilgili oyuncakların dışında diğer objeleri de almanın zararı mı vardır, yoksa hayal gücü gelişimini olumlu yönde mi etkiler?

Örümcek adamı seven çocuğunuza, ilgili objeleri alıp almama kararı hem çocuğunuzun yaşına hem de sizin böyle bir şeye bütçe ve zaman ayırmayı isteyip istememenize bağlıdır. 2-6 yaş arasında bir çocuğunuz varsa ona örümcek adamla ilgili objeleri almanızın bir sakıncası olmayabilir. Hayal gücü bu objeler sayesinde gelişir diyemesek de bu objeler çocuğunuzun oyunlarını belki daha gerçekçi hale getirerek onu oyuna devam etme ve hayal gücünü zorlama konusunda motive eder. Diğer taraftan çocuğunuzun her istediğini almak zorunda olmadığınızı hatırlamanız önemlidir. Objenin içeriğine göre ya da çocuğunuzla kurduğunuz sınırlar dengesine göre oyuncağı almak istemeyeceğiniz durumlar olabilir. Örneğin, çevreye ya da kendisine zarar vereceğini düşündüğünüz “kılıç” şeklinde bir obje istiyorsa çocuğunuz almamayı seçebilirsiniz. Eğer çocuğunuzun yaşı daha büyükse ona objeler almak yerine, örümcek adam çizgi romanları sunabilirsiniz.

Çocuklara Barbie, Winx, Spider-Man gibi oyuncaklar alırken nelere dikkat edilmeli?

Oyuncaklar çocukların hayal gücünü geliştirmelidir. Ebeveynler çocuklarının hangi oyuncakları tercih ettiğini ve onlarla nasıl oynadığını gözlemlemelidir. 2-6 yaş arasında barbie ya da Winx bebekler ve action-man şeklindeki oyuncaklar çocukların fantezilerini gerçekleştirmesine yardımcı olur. Ancak bu oyuncaklarla ilgili unutulmaması gereken çok önemli bir nokta vardır: bebeklerin gerçeğe uymayan abartılı anatomileri bazı çocuklara çekici gelmektedir, aynı gizeminden dolayı çocukların çok çekici bulduğu cinsellik konusu gibi. Kadın-erkek stereotipini vurgulayan bu oyuncaklar çocukların oyununa yetişkin meselelerinin fazlaca dahil olmasını teşvik etmekte ve çocukların kendi kendine keşif ve kendini ifade imkanını azaltmaktadır.

Çoğu çocuk test etmesi gereken agresif duygularını oyunlar aracılığıyla tükettikten sonra oyuncak hayvanlar ya da kuklalar gibi daha güvenli oyuncaklara yönelmektedir. Basit oyuncaklar çocukların kendi hayallerini ve isteklerini, agresif ya da cinsellikle ilgili fantezilerini deneyimleyip aşabilmelerine daha fazla şans verir.

Oyuncaklar, çocuklara akranıyla oyun oynayabilme ve başkalarından bir şeyler öğrenebilme fırsatı sunmalıdır. Oyuncak seçerken, oyuncağın çocuğunuzun sizinle ya da arkadaşları ya da kardeşleriyle etkileşime geçmesine izin verip vermediğine dikkat etmelisiniz. Oyuncak çocuğun kendi fantezi ve hayallerini ortaya çıkarıyor mu? Kendi çözümünü bulabilmesi yolunda çocuğu zorluyor mu? Oyuncak hayal kurmanın ne kadar kısmını çocuğa bırakıyor?

KAYNAKÇA:

• Doç. Dr. Selahattin Şenol, “Çocuk ve Oyun”

• Prof. Dr. Haluk Yavuzer, “Çocuk Psikolojisi”

03 Ocak 2015 In Ayın Makalesi 0 yorum

ayın_makalesi_resim.jpg

Her anne baba, çocuğunun gelecekte nasıl bir insan olmasını istediğine dair hayaller kurar ve bu konu ile ilgili kafasında şu sorular oluşur:Taşıdığımız değerlerden hangilerini aile değerleri olarak çocuğumuza aktarmak istiyoruz? Bu süreç kendiliğinden mi gelişiyor? Bu değerlerin kazandırılması sürecinde nasıl bir rol alıyoruz? Değişimin bu kadar hızlı yaşandığı günümüzde değerler de değişmiyor mu?

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki değerlere doğuştan sahip olunmuyor. Kişisel ve sosyal uyum için gerekli beceriler gibi

değerler de kişiye eğitimle kazandırılır. Aile de bu işin başlangıç noktasıdır. Sosyal bir gerçeklik olarak her aile, değerlerini çocuklarına bilinçli ya da bilinçsiz olarak aktarır. Model olunarak, yeri geldiğinde dile getirilerek ve gözlemlendiğinde geri bildirim verilerek değer kazanımı sağlanır. Çocuğumuz da zaman içinde yaşantılayarak bu değerleri içselleştirir. Değer eğitimi, doğru ve yetkin bir şekilde yapıldığında kuşkusuz ki bireyin gelişimine önemli katkıları olmaktadır. Ancak yanlış ve sistemsiz yapıldığında ya da hiç yapılmadığında mutsuzluk, yaşamı anlamlandırmada sıkıntı ve uyumsuzluk şeklinde karşımıza çıkabilmektedir. Bugün yanlış inanışların çoğu çocukluk döneminde edindiğimiz yanlış bilgilerden oluşmakta ve birçok saplantılı fikir hatta bu konularda işlenen suçlar değer eğitiminin doğru yapılmamasından kaynaklanmaktadır.

     Dünyadaki hızlı değişim, rekabetin yoğunluğu, başarılı insan tanımının değişmesi, kalabalık aile düzeninden çekirdek aileye yönelim, çocuk oyunlarının yüz yüze iletişimden ekran başına taşınması ve daha pek çok etken değerlerin değişmesini etkilemektedir. Son yıllarda ön plana çıkan “çıkarcılık; insana kendinden başkasını düşünmemeyi, kendinden başkasını sevmemeyi yani bencilliği öğretiyor. Duygularımız” ön yargılarla, baskılarla, korkularla zedeleniyor. Duygularımızdan utanıyor ve kaçıyoruz; onları saklıyor, onlara yabancılaşıyoruz. Bu duyarsızlığın adına da gerçekçi olmakdiyor ve bu durumu kutsuyoruz.

    ​İnsanlık değerlerini kaybediyor. Doğayı korumakgibi, “çevreyi korumakgibi, kaplumbağaları, balinaları korumakgibi önlemler alıyoruz; aslında günümüz ve geleceğimiz için asıl önlemimizi insanı ve insani değerleri korumakiçin almalıyız.

TELEVİZYONUN DEĞERLER EĞİTİMİNE ETKİSİ

  Modern topluma geçiş sonucunda giderek artan yaşam standartları, insanı doğadan koparmıştır. Dört duvar içine hapsedilen çocuğu güvende tutmak; bir kurtarıcı, bakıcı, oyalayıcı, zaman geçiştirici olarak televizyona düşmektedir!.. Görünürde yaşamı kolaylaştırıcı bir araç olan televizyon, gelecekte ortaya çıkabilecek ekran bağımlısı, antisosyal, okumaktan hoşlanmayan, reel yaşam ve doğadan uzak bireylerin yetişmesinin ana faktörü olarak evlerimizde sürekli açık bulunmaktadır. Anne,babalar; yetersizlik, değersizlik, güvensizlik ve yalnızlıktan kurtulmuş, benliğini ve kişiliğini sağlıklı bir şekilde oturtmuş çocuklara sahip olmak için aşağıda dikkat çekilen noktalara gereken hassasiyeti göstermelidirler:

  • 0-2 yaş arası çşilerle karşılıklı etkileşime dayalı etkinlikler yaptırılmalıdı
  • 2-10 yaş arası çünde 1-2 saati geçmeyecek şekilde, yaş seviyelerine uygun ve olumlu karakterlerin ağırlıkta olduğu programlar seçilerek izletilebilir.
  • Çın gelişimlerine uygun programları televizyonda bulmak zor oluyorsa uygun olarak hazırlanmış cd, vcd ve dvdlerden yararlanılmalıdı

      •     12 yaşından önce çocuklara stres yapabilecek programların seyrettirilmesi uygun değildir.

      •     Dizilerde, kliplerde, haberlerde ve filmlerde şiddet sahneleri olduğu öngörülüyorsa bu programların çocuğa izlettirilmemesi tercih edilmeli; eğer çocuk bir şekilde bu görüntülere maruz kaldıysa bu durum üzerinde konuşulmalı, durumun değerlendirilmesi beraber yapılmalıdır.  

      •     Evde geçirilen zamanın çocukla etkileşimde bulunulabilecekaktivitelerle değerlendirilmesi (kitap okuma, yemek pişirme, oyun oynama, sohbet etme…) ve iletişim halinde olunması önemlidir.

     •     Anne ve babanın izlediği programlar çocukların izlediklerinden farklı olmalıdır. Birlikte televizyon seyredilirken çocuk için uygun olmadığı düşünülen programlar başladığında çocuk ilgisini çekecek başka bir etkinliğe yönlendirilmelidir. Uyku saati geldiğinde yatağına gitmesi gerektiği çocuğa hatırlatılmalıdır.

     Bu başlık altında her ne kadar televizyonun olumsuzlukları ele alındıysa da bilgisayar oyunlarının da değerleri yerleştirirken negatif etkiye sahip olduğunu unutmamak gerekir. Öldürdüğü adam başına puan kazanılan bir oyunu oynamasına izin verdiğimiz çocuğumuza barış ve kardeşliğin” önemini anlatmak, hedefine ulaşmayacak bir uğraş olacaktır.

ÇOCUKLARIMIZA DEĞERLERİ KAZANDIRIRKEN DİKKAT EDECEKLERİMİZ

   Çocuklarımızın sosyal becerilerini geliştirmek için ev ortamında ve ev ortamı dışında kullanabileceğimiz çeşitli yöntemler ve etkinlikler vardır. Öncelikle Bu becerileri geliştirmek için planlı bir şeyler yapıyor muyuz? Bu becerilerin kalıcı olması için neler yapıyoruz?sorularının yanıtlanması gerekmektedir. Aslında bu soruları kendimize sorduğumuzda çoğumuzun bu işe yeterince zaman ayırmadığı ortaya çıkacaktır.

O halde değer eğitimi için:

1. Öncelikle zamanayırın.

2. Aile fertlerinin, sosyal becerilerin gelişmesi ve kalıcı olması için her ortamda benzer tutum ve davranışları “tutarlı” bir biçimde sergilemeleri gereklidir.

3. Çocuk model alarak öğrendiğinden toplumda benzer olayların, resimlerin, kişilerin çocuğa gösterilmesi ve gözlemletilmesi gerekir. Çocuk tarafından sevilen kişinin davranışını taklit etmek onun için zor olmaz. Ancak zorlama ve baskı ile bu işi yapmak istediğimizde tepkiden başka bir şey elde edemeyiz. Çocukluk ve ergenlik döneminin başlıca itirazlarının kökeni de genellikle budur.

Bu nedenle:

• ‘Değerler Eğitiminin hayatın içinde ve her an yapıldığını unutmayın. (Her şeyi onlar adına yaptığımızda sorumluluk sahibi olmalarını, aşırı korumacı ya da müdahaleci davrandığımızda özgüvenli olmalarını beklemeyelim.)

• Önemsediğiniz değerleri dile getirin, vurgulayın. (Arkadaşınla bir sorun yaşadığında kestirip atmak yerine, çözüm üretmeye çalışmanı çok takdir ediyorum.)

Onun fikirlerini duyun. Bu tutumunuz ona değer verdiğinizin de bir göstergesidir. (Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Sen bu durumda kalsan ne yapardın?)

Ona, davranışlarınızla model olun.

Toplumdan ve sevdiği kişilerin davranışlarından örnekler gösterin. (Filmdeki ana karakterin en çok hangi özelliğini beğendin? Şu sahnede şöyle bir şey yaptı…)

• İzlediği filmler ya da oynadığı oyunlar hakkında konuşun. Onaylamadığınız durumları gerekçeleri ile açıklayın. (Bu filmde izlediklerin bazen gerçek yaşamda da oluyor, fakat böyle davranırsan karşındakini incitirsin.)

Olumlu davranışlarını fazla abartmadan pekiştirin. (Arkadaşınla topunu paylaşman hoşuma gitti.)

• Çeşitli sorular sorarak en uygun davranış biçimini kendisinin bulmasına yardımcı olun. Empoze etmeyin. (Ahmet elleriyle yemek yiyor. Sence iyi görünüyor mu? Bu görüntü sana ne hissettiriyor? Ne olsa daha iyi olurdu? )

• Çocuğun öncelikle kendisini değerlendirmesine izin verin. Ardından bu konudaki kendi görüşünüzü ifade edin. (Biraz önceki davranışınla ilgili ne düşünüyorsun? Başka nasıl davranabilirdin? Bana göre ...)

 

  Bilginin çok hızlı değiştiği günümüzde değerlerin de değişmekte olduğunu aklımızdan çıkarmayalım. Bu değişime uyum sağlama ve takip etme sorumluluğumuz olduğunu da unutmayalım.

  Değerler; hayatımıza anlam katan, başetme becerilerimizi güçlü kılan, bizi biz yapan özelliklerdir. Sahip olduğumuz değerleri düşünün: sevgi, saygı, dürüstlük, güvenilirlik, empati, hakkaniyet, hoşgörü… Daha pek çoklarını sayabiliriz. Birkaçından vazgeçmeniz istense hangi birinden vazgeçebilirsiniz?

   İnsani değerler bakımından zayıf, sosyal becerileri yeterince gelişmemiş çocukların; gruba uyum sağlamada sıkıntı yaşadığı ve zorbalık eğilimlerinin arttığını düşünürsek bu işe gereken önemi vermeliyiz.

 

Sayfa 1 / 3

comlogoecogeothekanadalogo.pngtubitak.jpgmatematik_logo3.jpgYGA2.jpgBTEC Logo K12NET Logo

E-Bülten Üyeliği

 Üye olduğunuz taktirde e-bülten olarak önemli gelişmeleri sizinle paylaşırız.
E-Posta:

 

İLETİŞİM

TED Malatya Koleji İnönü Üniversitesi Yerleşkesi - MALATYA

  • Tel: +90 422 341 03 73
  • Fax: +90 422 341 11 36

Sosyal Medya

Sosyal medyadayız. Bizi takip edin.

FacebookTwitterYouTubeInstagramVimeoRss

QR-Kodu

QR-Code dieser Seite

YÖNETİCİ GİRİŞİ